Enerji fiyatları düşerse ekonomik büyüme artar, ekonomik büyüme enerji talebini artırır.

Dünya nüfusu, teknolojik gelişmeler ve daha çağdaş yaşama arzusu arttıkça doğal olarak artmakta. Bunlara bağlı olarak, enerji kaynakları hızla tüketilmekte. Sonuç olarak da enerji kaynaklarına olan talep her geçen daha artmakta. Bu nedenle yeni kaynakları aranırken,  enerji tüketiminde de tasarruf yolları aranmaktadır. Bu amaçla; önemini her geçen yıl daha da hissedeceğimiz enerji kaynakları için evrensel çözüm önerileri araştırılmaya başlamıştır.

Enerji tüketim oranları; Dünyada petrol (%33), kömür (%30) ve doğal gaz (%23) olduğu görülürken, Türkiye’de ise enerji tüketimi doğal gaz (%33), petrol (%27), taşkömürü (%15), linyit (%14) ve hidrolik (%4) oranlarında gerçekleşmiştir.

Kullanışlarına göre enerji kaynakları yenilenebilir ve yenilenemez enerji kaynakları olarak ikiye ayrılıyor.  Yenilenemez enerji kaynakları; kömür, petrol, doğalgaz. Yenilenebilir enerji kaynakları ise; hidrolik, güneş, biokütle, rüzgâr, jeotermal, dalga ve hidrojendir.

Gelişmekte olan ülkelerde, nüfusun hızlı artması ve sanayinin gelişmesi enerjiye olan talebi hızla artırmaktadır. Enerji üretimi zorunlu bir üretim faktörü olduğundan, bir ülkenin ekonomik ve sosyal kalkınma potansiyelini de yansıtmakta önemli bir faktördür. Günlük yaşamın her aşamasında kullanım enerji, ekonomik anlamda farklı yöntemlerle elde edilmektedir.

Geleneksel enerji kaynaklarının zaman içinde tükenecek olması ve aynı zamanda karbon salınımı nedeniyle atmosferi olumsuz etkilemesi, alternatif enerji üretimini zorunlu kılmıştır. Fakat bu enerji kaynaklarına bakış açısı bakımından bölgesel olarak bir farklılık vardır. Kömür, bazı Asya ülkelerinde önemli bir enerji kaynağı olmayı sürdürüyor.  Bunun sonucu, bu bölgelerdeki enerji liderleri, özellikle Hindistan, Endonezya ve Çin’de bu yakıtın geleceği konusunda endişe duyuluyor. Aynı şekilde, Güney Afrika’daki enerji liderleri de kömürün  geleceği konusunda endişe duyuyorlar.

Elektrikli araçlara gelince, benzinli ve dizel yakıtlı otomobillere karşı uygulanabilir bir alternatif haline geldiğinden, bataryalar olmak üzere elektrik depolamasında beklenen iyileşme, taşıma sektöründe devrim yaratma gücüne sahiptir.

Nükleer enerji konusunda da ulusal farklılıklar görülüyor. Nükleer enerji konusunda, sadece nükleer enerjinin olmadığı ülkelerde değil aynı zamanda bazı önemli nükleer devletlerde de nükleer enerjinin geleceği konusunda endişe duyulmaktadır. Örneğin, nükleer enerji üreten ve nükleer teknolojiyi ihraç eden Güney Kore’deki nükleer enerjinin geleceği, belki de şaşırtıcı bir şekilde, o ülkedeki enerji liderleri için kritik öneme sahip bir alan değildir. Benzer bir şekilde, Avrupalıların çoğu, konunun kritik olduğunu belirtmemektedir. Ancak, İngiltere, Çin, Kuzey Amerika, Güney Afrika, Japonya ve Belçika gibi diğer nükleer güç kullanıcıları için de geçerli değildir. Bu ülkelerin çoğu ya yeni nükleer planda ilerleme olup olmayacağının seçimi ile uğraşıyor ya da planlı kapanışlarla devam etmek istiyor. Buradan da açık bir mesaj ortaya çıkıyor: nükleer enerji, birçok ülkede şaşırtıcı istisnalarla tartışmalı bir konu olarak kalmaya devam ediyor.

1923’te kurulan Dünya Enerji Konseyi, sürdürebilir enerjinin geleceği konusunda somut çalışmalar yürüten ve fikir liderliği yapan, küresel tek forumdur. Dünya Enerji Konseyi’nin 93 milli komitesi, aralarında devletlerin, sektör ve uzman kuruluşlarının da bulunduğu 3 binden fazla üye organizasyonu temsil ediyor. Misyonu, herkesin yararına sürdürülebilir tedarik zincirine dayalı enerji kullanımını teşvik etmek.