Genç bir annesiniz. İki çocuğunuz var. Onların hiçbir şeyi eksik olmasın istiyorsunuz. Eşiniz çalışıyor. Siz de çalışıyorsunuz. Tüm gün bir plaza ortamında havalandırma boğazınızı kurutuyor. Topuklu ayakkabıların üzerinde toplantı hazırlıkları ve gerginlikleri… Bilgisayarın başında otururken sırtınız ağrıyor. Yetiştirmeniz gereken raporla uğraşırken aklınız sabah ateşi olan kızınızda. Onun doktoru ile konuşup, bir taraftan da akşam için yapılacak yemekleri düşünüyorsunuz. Yapılması gereken alışverişi, kuru temizlemeye gitmesi gereken eşinizin ceketini, aramanız baş sağlığı dilemeniz gereken akrabanızı, haftaya gitmeniz gereken iş gezisi ile ilgili götürmeniz gereken kıyafetleri, çocukların okula bırakılmasını, alınmasını, size ihtiyacı olan aramanız gereken annenizi vs vs bu liste uzayıp gidiyor. Tüm bunların yanında bakımlı olmak, iyi ve romantik bir eş, harika bir anne, iyi bir evlat, sosyal çevrede sevilen ve sayılan biri olmak, arkadaş ve akrabaları ihmal etmemek gerekiyor.

Bu kadar koşturmacanın arasında kendinize ayıracak 5 dakikanız bile yok. Zihin sürekli aktif. Herkes sizden bir şeyler bekliyor. Zamanla her şey öyle bir hale gelmiş ki siz dursanız dünya duracak, her şey birbirine girecek. Çevrenizdekilerin size ihtiyacı var. Sizin de onlara ihtiyacınız var. Her şey iyi ve her şey güzel . Ama yavaş yavaş sırt ağrılarınız artıyor. Geceleri rahat uyuyabileceğiniz bir pozisyon bulmak giderek zorlaşıyor. Çocuklarınızın tüm ihtiyaçları ile ilgileniyorsunuz ama onlarla geçen zaman giderek daha yorucu gelmeye başlıyor. Eğlence olabilecek bir çok iş görev ve stres haline gelmeye başlıyor. Eşinizle en son ne zaman mum ışığında dans ettiğinizi hatırlamıyorsunuz. Araba ile giderken en son ne zaman gökyüzüne ve bulutlara baktığınızı hatırlamıyorsunuz. Hızınız giderek artıyor. 5 dakika bile boşa geçmemeli. Bu arada aynaya baktığınızda karnınız çıkmış, basenlerinizi beğenmiyorsunuz. Dik oturmak çok zor gelmeye başlıyor. Hız arttıkça tahammül azalıyor. Endişeler artıyor. Çocuklarınız için daha konforlu bir hayat kurmaya çalıştıkça ödenen kredi kartları extreleri uzamaya başlıyor. İstekler ve ihtiyaçlar hiç bitmiyor. Giderek daha çok tüketip giderek daha çok koşturmaya başladınız. Daha kırılgan, daha gergin oldunuz. Halbuki 20-30 yıl önce şen kahkahalar atan kaygısız bir çocuktunuz. Nasıl oldu da bu kadar ciddileştiniz?
Bütün yıl bu koşturmaca içinde olup yılda 10 gün tatile gittiğinizde de beklentiniz o kadar fazla ki… Tüm bu yorgunluğu atmak ve sıfırlanmak istiyorsunuz. Ama açık büfe yemek ve uyumak üzerine kurulu bir tatilde dinlenerek değil, şişmanlayarak dönüyorsunuz. Hatta bazen tatilde kendinizi daha da yorulmuş hissediyorsunuz. Ya da koşturmaya o kadar alışmışsınız ki boşluk rahatsız ediyor. Ve sürekli fotoğraflarınızı çekip sosyal medya ortamlarında like takip ediyorsunuz.
Siz değişmediğiniz için bu kısa tatilden hemen sonra yine aynı kaos başlıyor. Ve her geçen yıl daha yorgun bir bedenle bu yarışın içindesiniz. Ta ki bir gün mecburen durana kadar.

İşte bir gün bir an gelir ve öylece kalırsınız. Bu girdabı fark edersiniz. Nasıl sürüklendiğinizi, kendinizi nasıl unuttuğunuzu fark edersiniz. Farkındalık kalmadığını her şeyi nasıl da mekanik yaptığınızı fark edersiniz. Bir şeyler değişmeli dersiniz içinizden. Ve tüm kalbinizle dua edersiniz gerçek amacınızı bulmak için.

Ve bir arkadaşınız size tavsiye eder yogaya başlamalısın diye. Önce bu öneri size çok anlamlı gelmez. Ommmm diyerek saatlerce oturan insanlar gelir aklınıza. Siz o kadar yoğunsuz ki kesinlikle öyle oturamam bana hızlı bir şeyler lazım dersiniz. Ama içinizdeki merak sizi bir yoga salonuna atıverir bir gün. Bir bakmışsınız çıplak ayaklarınızla bir matın üstündesiniz. Loş bir salon. Mum ışıkları. Herkes sessiz, herkes sakin, Hoş bir koku ve hoş bir sessizlik ver etrafta. Sonra eğitmenin sesi gelir usulca, tatlı ve sakin bir sesle gözlerinizi kapatın ve derin nefes alıp verin der. Çok basit bir komut. Çok kolay; otur, gözlerini kapat ve nefes al, nefes ver. Bu çok hoşunuza gider. Tam da aradığınız şey, ihtiyacınız olan şeydir bu. Cep telefonunuz kapalıdır. Kim olduğunuz önemli değildir artık. İsminiz, inancınız, prensipleriniz, takıntılarınız, kaygılarınız hepsi kapının dışındadır ve önemi kalmamıştır bunların. Siz sadece nefes alıp veriyorsunuz. Andasınız; geçmiş yok, gelecek yok, sadece o an var. Sonra yavaş yavaş hareketler başlar. Öne doğru, yana doğru, geriye doğru yavaş yavaş ve şefkatle bedeninizi esnetmeye başladınız. Her duruştan sonra sanki üzerinizdeki taşlar dökülür, ağırlıklar yavaş yavaş dağılmaya başladı. Sonra seans biter ve sırt üstü uzanıp, gevşemeye başlarsınız. Hiçbir çaba yoktur. Kontrol yoktur. Sadece seyircisinizdir her şeye. Yavaş yavaş katılaşmış beden, erimeye başlamıştır. Beden eridikçe, zihinde bir göl olmuştur artık titreşmeyen. Öylece kalırsınız zamanın olmadığı bir yerde. Sonra tekrar derin nefes alın ve yavaşça gözlerinizi açın der aynı tatlı, sakin ses. Ve artık çok farklıdır her şey. Kalbiniz yumuşacıktır. Hareketleriniz yumuşamıştır. Ses tonunuz ve bakışlarınız farklıdır. Ve böylece başlar yoga yolculuğu. Artık anlamışsınızdır kendinizle olmanın önemini. Kendinize yaklaşmanın güzelliğini. Ve anlamışsınızdır artık siz kendinize yaklaştıkça güzelleşir her şey. İlişkileriniz, hayatınız, aileniz her şey ama her şey çok daha anlamlıdır. Siz hızlanıp, kendinizi unuttukça kaybolan tılsım, kendinizi hatırladıkça çıkar ortaya yeniden. Çocukken bilip, sonradan unuttuğunuz yaşamın sırrını keşfetmişsinizdir yeniden. Küçük bir çocuk gibi anda kalmayı, hayret etmeyi, her şeyin tadını çıkarmayı, endişesiz olmayı, güvenmeyi, doğallığı ve sadeliği hatırlarsınız yeniden. Yoga sadeleşmektir. Hayatınız sadeleşir, ilişkileriniz sadeleşir… Nefesiniz yavaşlar, hareketleriniz yavaşlar ve her şey yoluna girer. Hayatı dolu dolu yaşamak için koşmak değil, yavaşlamak gerekir. Sizi giderek aşağı çeken girdaba, kendi kendinizi soktuğunuzu fark edersiniz. Hayatınızın direksiyonu elinizde, yapmanız gereken tek şey kendinizi hatırlamak…
yoga dolu bir yaşam diliyorum.

Özlem Alataş