Mert Van Hukuk ve Danışmanlık Bürosunun kurucusu Dr. Av. Mert Van, 26 yıldır yerli ve yabancı müvekkillerine;  devamlı veya proje bazlı hukuki hizmet sunan mesleğine aşık bir avukat. Öyle ki üniversite seçiminde de tek tercihi Hukuk Fakültesi olmuş.  “Avukatlık aslında hem öğrenilen hem de öğretilen bir meslek. Bir avukat sürekli öğrenir ve öğrendiklerini birilerine öğretmeye de çalışır. Çünkü hukuk yaşayan bir olgu; sürekli yeni kararlar çıkıyor; yeni kanunlar çıkıyor; uygulama değişiyor. Dolayısıyla iyi bir hukukçunun kendini sürekli geliştirmesi, güncel kalabilmesi için de kendini geliştirdiği gibi ekibini de geliştirmesi, başarılı stajyerlere mesleğin inceliklerini öğreterek mesleğe  kazandırması  gerekir. Çünkü sonuçta yarattığınız avukatlık bürosunu  gün geliyor kızınıza, eşinize ya da yetiştirdiğiniz, sizin doğrularınızı ve mesleğe yaklaşım şeklinizi bilen, belki de manevi açıdan kardeşiniz yerine koyduğunuz bir kişiye teslim etmeniz gerekiyor. Şu an ofisimize ortak  olan Ali ile aramızdaki birliktelik adeta bir manevi kardeşlik seviyesinde. Bir aile işletmesi gibi ama müthiş bir kurumsal disiplinimiz var. Bu disiplinin de en büyük koruyucusu da  o disiplini alarak ekibe bunu uygulatan Ali Kale. Ekip de bundan çok mutlu.” diyen Van ile keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.

Toplumu ilgilendiren konular üzerine yaptığınız araştırmaları mesleğinizle bütünleştirerek, kamuoyunu bilinçlendiren çalışmalar yapıyorsunuz. Bu bağlamda sormak isterim; neden sağlık hukuku? 

Özellikle 90’lı yılların başından itibaren Türkiye’de sağlık hizmetlerinin yalnız devlet tarafından sağlanacağı yönündeki tekelleşmeden vazgeçildi ve “özel sağlık hizmetleri sektörü” doğdu. Özelleşmenin getirdiği sermayenin serbestçe girişimlerde bulunma imkânı sayesinde hastane/poliklinik sayısı ciddi bir patlama yaşadı, bugün bile sürekli yeni sağlık kuruluşları açılmaktadır. Bunun doğal yansıması olarak ise kişisel sağlık ihtiyaçları ile ilgili önemli derecede bilinçlenme başladı. İnsanlar en küçük sorunlarında dahi bir profesyonel yardımı ile çözüm arama bilincine doğru ilerledi.

Bu gelişmelerin doğal sonucu olarak da hastaların gerek hekimlerden gerekse hastane işletmelerinden beklentileri dünya standartları seviyelerine yükseldi. Bu da hasta hekim ilişkileri ile ilgili sorunların çok daha sık karşılaşılmasını beraberinde getirdi. Sağlık sektöründe tüketici konumundaki hastaların etkileşim içinde olduğu her alanda olduğu gibi kişilerin olmazsa olmazı niteliğindeki sağlıkta da problemlerin doğması kaçınılmaz hale geldi. İnsan eliyle yürüyen her sistem gibi sağlık sektörü de hata ve riskleri doğal olarak bünyesinde barındırmaktadır. Bu hataları tıp ve hukuk literatürü “tıbbı malpraktis” olarak göstermektedir.

Hasta–hekim uyuşmazlıklarının ve tıbbi malpraktis iddialarının gittikçe sağlık hukukunu ihtisas alanı olarak seçmiş avukat sayısının epey az olması, büromuzun bu alanda uzmanlaşmasında önemli bir faktör olmuştur.

Doktora eğitimim sırasında Adli Tıp Ana Bilim Dalında tezimi yazarken hekimlerle aynı sıraları paylaştım ve pek çok eğitimi birlikte aldım. Bu sırada hekimlerin ülkemizde mesleklerini icra ederken yaşadıkları sıkıntıları birebir gözlemleme fırsatım oldu.

Bu gözlemler neticesinde, Sağlık hukuku alanında daha önce temas edilmemiş olan konular ile ilgili çalışmaları ekip olarak yürüttük ve hekimlerin ihtiyacını karşılayacak eğitimleri planladık. Planladığımız bu eğitimleri tüm Türkiye çapında hekimlere sunduk ve yaklaşık 3000 farklı branştan hekime eğitim verdik. Son derece hassas olan hekim hasta arasındaki sağlık hukuku ilişkisinde, her iki tarafında haksızlığa maruz kalmamalarına yönelik hukuki süreçleri takip ettik. Bu anlamda yüzlerce Sağlık Hukuku Malpraktis dosyasına taraf olduk.  Büromuz hekimler için zorunlu hale gelen Hekim Tıbbı Sorumluluk Sigorta poliçesi çerçevesinde oluşan hukuki ihtilaflarda sigorta şirketlerine de önemli oranda hukuki destek sunmaktadır.  Ayrıca Türk Kalp Damar Cerrahisi Derneği, Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği gibi en çok davanın açıldığı hekimlik dallarında sağlık alanına yönelik faaliyet yürüten pek çok derneğe hukuki destek sunmuştur. Belirtmek gerekir ki, tek işimiz sadece sağlık hukuku değil; tarım hukuku, şirketler hukuku, aile ve boşanma hukuku, miras ve gayrimenkul hukuku gibi alanlarda da önemli çalışmalar sürdürmekteyiz. Tüm dosyalarımıza büyük bir titizlikle yaklaşmaktayız.

Yabancı hastalar kendi ülkelerindeki hekim yetersizliği, teknik altyapı sorunları, hizmetin pahalı sunumu ve uzun bekleme süreleri nedeniyle araştırmalar yaparak tetkik ve tedaviler için başka ülkeleri tercih etmektedirler. Sizce Sağlık Turizminin ülkemizdeki durumu nedir?

Günümüz dünyasında gelişmiş ülkelerde hastalar, sağlık hizmetlerinin yüksek bedelleri sebebiyle daha nitelikli hizmetin ve kalıcı çözümlerin olduğu, düşük maliyetli ülkelerden sağlık hizmeti temin etme eğilimindeler. Bu açıdan bakıldığında Türkiye, uzmanlaşmış, deneyimli ve yabancı dil bilen sağlık çalışanlarına ve aynı zamanda;  fiyat, güvenlik, ulaşım, doğa, iklim şartları ve sağlık hizmeti ile kısa süreli tatil açısından birçok avantajlı olanaklara sahip, bulunduğu coğrafya açısından doğal olarak sahip.  Zaten bu nedenle, sağlık ve termal turizmi açısından Ortadoğu ülkeleri içinde en çok tercih edilen ülkeler arasında yer almaktayız.

Bu aşamada ülkemizdeki hastane çeşitliliği, kaliteli ve düşük bedelli sağlık hizmetlerin sunulması önem arz etmektedir. Hekimler ve sağlık çalışanları arasında yabancı dilin yaygınlaşması; ameliyat öncesinde ve sonrasında gerekli bilgilendirmelerin kolaylıkla yapılmasını sağlamakta olup, son dönemlerde Orta Doğu Ülkeleri’ne sağlanan vize muafiyetleri, sınırlarda sağlanan kolaylıklar  ve diğer siyasi ve kültürel ilişkilerin marifeti ile bu bölgelerden gelen hasta akış hızını hızlandırmaktadır.

Hastaların dilini ve kültürünü bilmedikleri bir sağlık ekibine canlarını, sağlıklarını emanet etmelerinde yaşayabilecekleri hukuksal sıkıntıları ve çözümü ile ilgili neler söylemek istersiniz?

Yabancılara yapılan tıbbi müdahaleler sırasında sağlık hukuku çerçevesinde ceza ve hukuk süreçleri açısından iki temel konu ile karşılaşmaktayız.

Hekimlerin yabancı hastalara uygulayacağı tıbbi işlemlerin ceza hukuku anlamında herhangi bir suç oluşturması halinde, mülkilik ilkesi yani işlemin Türkiye topraklarında olması nedeniyle, uygulamayı yapan hekim yabancı olsa dahi Türk Ceza hukuku kuralları uygulanması gerekmektedir. Bu nedenle sorumlu tutulan hekimin  Türkiye’de ve Türk adalet sistemi içinde yargılanması söz konusu olacaktır.

Taraflarca kararlaştırılmış ise Hukuk ve tazminat davaları bakımından ise farklı bir prosedürün uygulanması ve başka bir ülkenin yasalarının uygulanması veya davanın başka bir ülkede açılması söz konusu olabilecektir. Eğer hekim ile hasta arasında farklı bir hukukun uygulanacağı kararlaştırılmamışsa Türk hukuku uygulanmalıdır. Bu açıdan bakıldığında, yabancı bir hasta ile Türk hekim arasındaki bir Tıbbi Malpraktis iddiasında,  hekim mesleğine göstermesi gereken özeni göstermemişse veya kusurluysa veya aydınlatılmış onam yoksa bu durum Adli Tıp Kurulu, bilirkişi raporları ve diğer delillerle ispatlanabiliyorsa Türk hekim yabancı hastaya haksız fiil ve benzeri hukuki gerekçelerle tazminat ödemek durumunda kalabilecektir.

Ülkemizde yaşayan yabancıların, turistlerin ya da spesifik olarak ülkemize sağlık turizmi için gelen yabancıların yaşadıkları en temel sorun, Türk Hukuku bakımından haklarını bilmemeleridir. Bunu hastaların ülkemizde kısa süreli olarak kalması ve hemen sonrasında ülkesine dönmesi veya hukuki meselelerle uğraşmak istememesi gibi sorunlar takip etmektedir. Sorunların giderilmesi veya en aza indirilmesi için yapılabilecek en önemli şey, yabancı hastaların ülkemize gelmeden önce kapsamlı şekilde bilgilendirilmesi ve sağlık hizmetinin verilmeye devam ettiği süre boyunca bu bilgilendirmenin kesintisiz sürdürülmesidir.

 Rekabetin korunması kapsamında hekimlerin reklam yapmaları kanunla yasaklanmış. Bu durum karşısında sizce hekimler kendilerini nasıl tanıtacaklar?  

Bildiğiniz üzere hekimlerin mesleklerini icra ederken; çalışmalarını ticari reklama alet edici, insanları yanıltıcı, paniğe düşürücü, yanlış yönlendirici ve meslektaşları arasında haksız rekabete yol açıcı davranışlarda bulunmaları yasa ve yönetmeliklerle yasaklanmıştır. Sağlık sektöründe bir mal veya hizmete yönelik sağlık beyanında bulunulduğuna ilişkin örtülü reklam dahi yapılamamaktadır.

Meslek etiği kurallarına da aykırı olan bu davranışların önüne geçebilmek adına yapılan bu reklamlara, ilgili mevzuatlar ile bir takım sınırlamalar getirilmiştir. Bu sınırlamalar olduğu halde, günümüzde tüm sektörlerde sıkı bir rekabetin olduğu gerçeği artık sağlık alanında da hekimlerin hastaların daha çok korunması, bilgi sahibi olmalarını ve karar vermelerini kolaylaştıracak nitelikte bilgilendirme yapabilmelerini zorunlu kılmaktadır. Gelinen son durumda Hekimler, sağlık sektörünün tüketicisi durumundaki hastaların aydınlanma ve bilgilenme ihtiyacını karşılamasına yönelik yazı, haber, yayın veya programlar, dijital pazarlama ve PR gibi çalışmalar yapabilmektedir. Bunun yapılmasının derecesi bilgilendirme olmalıdır pazarlama ve reklama yönelik olarak yapılanlar ise yasaktır ve cezalandırılması söz konusu olabilecektir. Yapılan bilgilendirmelerin genel ahlak kurallarına aykırı ifade veya görüntü içermemesi, kamu sağlığını bozucu nitelikte olmaması, toplumu endişeye sevk eden hastalık ve benzeri bir durumla ilgili ve istismar edici ifade olmaması gerekmektedir. Eş deyişle, tüketiciyi doğrudan veya dolaylı olarak yanıltabilecek ifadelerden kaçınması gerekmektedir.

Hekimler kendi sektörlerinde belirlenmiş kurallara uygun ve rekabete aykırı durum oluşturmamak koşulu ile her türlü bilgi aktarım ve reklam araçlarından faydalanabilmektedirler. Hekimlerin veya hastane işletmelerinin basın veya yayın organlarında hastaları ya da hedef kitleyi bilgilendirmek amacıyla yazdığı ya da açıklamalarda bulunduğu ifadelerin içeriklerinin bilimsel niteliğe haiz olması gereklidir. Gerçeğe uygun ve bilimsel niteliği olmayan ifadeler aldatıcı reklam olarak kabul edilip, haksız rekabet teşkil edecektir.

Türkiye Sağlık Turizminde var olan artılarını doğru ve yeterli kullanabiliyor mu? Sizin gözlemlediğiniz eksiklikler nelerdir?   

Sağlık Turizmi açısından ülkemizdeki hastane işletmeleri ve hekimlerin Sağlık röportajın başında belirttiğim doğal nedenlerden dolayı oldukça şanslı olduklarını düşünüyorum. Ancak hastane işletmelerinin dijital iletişim yöntemlerini kullanmasında ciddi eksiklikleri olduğunu da görüyorum. Bu açıdan bakıldığında sosyal medyanın uluslararası arenada kullanıcılara ulaşmak ve etkileşim sağlamak için tercih edilmesinin yanı sıra sadece bilgi yaymak için değil kullanıcı konumundaki hastalar ile sağlıklı ve devamlı diyalog kurabilmek için de tercih edilmesi gereken bir yol olduğunu düşünüyorum.

Hastanelerin web sitelerine bakıldığında yüksek kalitede hizmetler, hekim ve cerrah uzmanlığı, son teknolojik hizmetler ile güzel ve göz alıcı bilgiler verilmekte.  Ancak bir hastanın vize muafiyeti yoksa vizenin nasıl temin edileceği veya hastanın hastaneye ulaşımının nasıl olacağı, barınma ve diğer seyahat olanaklarına ilişkin genel bilgiler hemen hemen hiç yok.

Facebook, Twitter, Instagram, Linkedin gibi sosyal medya hesaplarının kullanımı genel olarak hastanenin tanıtımı ve bilgilerinin dağılımının artmasına olanak sağlayabiliyor ki bu gayet faydalı. Bunun yanı sıra hastanelerin kendi sitelerindeki ya da sosyal medya hesaplarındaki kanallar ile kullanıcılara ve potansiyel hastalara daha aktif ve detaylı bilgi verecek şekilde etkileşim halinde olması, ülkemizde zaten belirli bir ivme ile büyüyen sağlık turizminin gelişimine hız katacaktır.

Son söz; röportajın başlarında ifade ettiğim ve kendi hukuk büromun ana düsturu haline gelmiş olan KORKMADAN ÇALIŞ felsefesini Sağlık Turizmi sektöründeki tüm işletmelere tavsiye ediyorum.