Bu yazımın başlığına bakıp sizlerle enerji ve inşaat sektörü hakkında tecrübelerimi paylaşacağımı sanmayın.

Bu yazımda sizlerle “enerji” ve “inşaat” kelimelerinin bana hatırlattığı iki anımı paylaşacağım.

“Enerji” dolu, hayatını çalışarak ve hayırlı işler yaparak geçirmiş Sabancı Holding’in kurucusu rahmetli Sakıp Sabancı’nın bana anlattığı bir anı ile banka genel müdürlüğü yaptığım dönemde yaşadığım bir “inşaat” sorununu sizlerle paylaşmak istedim.

Sakıp Sabancı’nın Anısı:

“Kalk Sabancı Kalk”

Bir dönem Türkiye’de yabancı sermaye yatırımları yok denecek kadar azken biz, Amerikan “Ford” ile birlikte yılda 30 bin traktör imalatı yapabilecek bir ortaklığı, Zirai Donatım Kurumu’nu da aramıza alarak gerçekleştirmek istemiştik.

Zirai Donatım Kurumunu bu hayırlı yatırımın yapılabilmesi için ikna etmeye çalıştık. Çok çalıştık. Çok uğraştık. Bir türlü ikna edemedik.

Ford’a ne gerek var? Sabancı’ya ne gerek var? Biz bunu tek başımıza da yaparız deyip bize her seferinde bir zorluk çıkarttılar. Bizi yokuşa sürdüler.

Ümidimizi kaybetmek üzereyken bu işten vazgeçmeden önce son bir kez Zirai Donatım Kurumunun Genel Müdürünü Ford şirketinin yetkili müdürü ile birlikte ziyaret edip işi son bir kere daha anlatalım dedik.

Ford’un yabancı genel müdürü ile birlikte kalktık gittik. Bizi bir toplantı odasına aldılar. Orada beklerken, duvarda asılı duran sıra halinde çerçevelenmiş bir sürü adamın fotoğrafı yabancı genel müdürün gözüne çarptı.

“Bunlar kimin resimleri?” diye sordu.

Sekreter cevap verdi. “Efendim onlar geçmiş yıllarda görev yapmış Sayın Genel Müdürlerimizin resimleri.”

Ford’un yabancı genel müdürü bana döndü, bu şirketin kaç yıldır faaliyette bulunduğunu sordu. Söyledim. Gözüyle duvardaki resimleri saydı. Birkaç saniye sonra yüzü asıldı.

Bana döndü:

“Kalk Sabancı, kalk. Biz gidelim. Bize ot yoldurma! Bu Şirkette bir Genel Müdür ortalama ancak dokuz ay çalışabilmiş. Buradan iş çıkmaz. Kalk biz gidelim” dedi.

Sakıp bey bitmez tükenmez “enerjisi” ile aklına koyduğu bu işi başarabilmek için pes etmeden son ana kadar uğraşmıştı.

Bir kez daha ispat etmişti.

Lider “enerji” doludur.

Liderlerin “enerjisi” bitmez…

* * *

Bülent Şenver’in Anısı:

“Genel müdürlük binası yıkılır mı?”

Arabam bankanın genel müdürlük binasının önünden binanın altındaki park yerine inmek için hızla geçerken gözüm bir vince takıldı. Binanın tepesinde bir vinç gördüm. Vincin ucunda havada sallanan kocaman bir bilgisayar vardı. Binanın altıncı katına kadar çekilmiş havada sallanıyordu. Odama gelir gelmez bilgisayardan sorumlu genel müdür yardımcımızı aradım.

“Ali Bey, binanın altıncı katında asılı duran makine nedir?” diye sordum.

“Efendim biliyorsunuz bir mainframe (ana bilgisayar makinesi) bize yetmiyor. İkinci IBM 4381 siparişi vermiştik. Geldi. Binanın ana kapısından sığmadı. Merdivenlerden çıkartmak mümkün olmadı. Biz de vinç ile altıncı kata çıkarmak zorunda kaldık. Şimdi de pencereden sığmıyor. Arkadaşlar pencereyi sökecekler. Duvarları kırıp pencere boşluğunu genişletecekler. Sonra makineyi içeri sokacağız. Makine havada biraz daha asılı kalacak”

“Aman dikkat edin, halat kopmasın. Bir can kaybı yaşanmasın. Aşağıda bir düzen kurun. Kimse altından geçmesin” dedim.

Dedim ama gözümün önünden binamızın ortasında havada asılı duran devasa makine bir türlü gitmiyordu. Havada asılı gördüğüm makine beynimin içinde farklı elektrik dalgaları oluşmuş ve aklıma bambaşka tehlikeleri getirmişti. İnşaat Emlak işlelerinden sorumlu genel müdür yardımcımız Nejat Bey’i aradım.

“Nejat Bey, pencereden dışarı bakarsanız altıncı katta sallanan koca bir bilgisayar makinesi göreceksiniz. Ali Bey aşağıdan geçenlerin başına düşmesin diye tedbir aldı. Siz de bu makineyi Ali Bey pencereden içeri sokunca bizim altıncı kat çöker mi diye bir araştırma yapar mısınız? Binanın statik hesaplarını yapan mühendisi acele bulun. İki adet IBM 4381 makineyi bu bina taşıyabilir mi baksın” dedim.

Herhalde Nejat bey de benden önce görmüştü makinenin altıncı katta asılı olduğunu. Bana “Tamam efendim. Hemen arıyorum” dedi.

IBM 4381 altıncı katın penceresinden içeri zor da olsa sokuldu. Binanın statik hesaplarını yapan mühendis apar topar bulundu. Hesapları kontrol etti.

Nejat bey beni aradı:

“Bülent bey, tehlike görüyorum. Hesaplar sınırda çıktı. Destek yapmayı öneriyorum” dedi.

Altıncı kata destek yapıldı. Aşağıdan geçen kimse ölmedi.

İki makine güldür güldür çalışmaya başladı. İşlemleri hızlanan müşterilerimiz Bank24 makinelerimizden daha sık ve süratli para çekmeye başladı.

Bir hafta boyunca Ali ve Nejat Bey ile asansörde karşılaştığımızda IBM 4381’i hatırlayıp, birbirimize bakarak gizli gizli gülüşmeye devam ettik.

Ben, Nejat ve Ali bey hiç bir “inşaata” taşıyamıyacağı yükü yüklememek gerektiğini öğrenmiş olduk…