Haberler

KADIN ÇİFTÇİLER İŞVEREN OLUYOR

Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın başlattığı ve Şekerbank’ın desteği ile yürütülen “Tarımda Kadın Girişimciliğinin Güçlendirilmesi Programı”nın 2016 yılı kazananları belli oldu. Kadın çiftçiler ödüllerini, Dünya Kadın Çiftçiler Günü’ne özel İzmir Ödemiş’te düzenlenen törende Başbakan Binali Yıldırım’dan aldı. Törende milli tarım projesi kapsamında yerli üretimi desteklemeye yönelik çok önemli açıklamalarda bulunan Başbakan Yıldırım,kadın girişimcilere sağladıkları destekten ötürü Şekerbank Genel Müdürü Servet Taze’ye teşekkür plaketi verdi.

“Tarımda Kadın Girişimciliğinin Güçlendirilmesi Programı” kapsamında 9 ilden 12 projenin finale kaldığı programın 2016 birincisi Adana’dan “Lavanta Kokulu Kelebekler” projesi ile Yeliz Tok oldu. Şekerbank, Adana, Adıyaman, Artvin, Bolu, Iğdır, Kırşehir, Sinop, Tekirdağ ve Yalova illerinden 12 projeye toplamda 150 bin TL destek sağladı.

Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın başlattığı ve Şekerbank desteği ile yürütülen “Tarımda Kadın Girişimciliğinin Güçlendirilmesi Programı” kapsamında 2016’nın en iyi projeleri ödüllendirildi. Adana, Adıyaman, Artvin, Bolu, Iğdır, Kırşehir, Sinop, Tekirdağ ve Yalova olmak üzere 9 farklı ilden 424 kadın çiftçinin projelerinin değerlendirildiği program kapsamında, her ilin dereceye giren birincileri, Başbakan Binali Yıldırım’ın katıldığı Dünya Kadın Çiftçiler Günü’ne özel İzmir’de düzenlenen ödül töreninde bir araya geldiler.

Toplam 424 proje arasından, programa Adana’nın Narlıca Mahallesi’nden katılan Yeliz Tok’un “Lavanta Kokulu Kelebekler” projesi Türkiye birincisi seçildi. Türkiye ikincilik ödülü ise Iğdır’dan “Tarımın Açan Renkleri” projesiyle 20 yaşındaki Sevtap Nur Eroğlu’nun oldu. “Yalova’da Akla Gelince Manda, Güney Köy’de Anında” projesiyle programa Yalova’dan katılan Müyesser Martı ise Türkiye üçüncüsü oldu. Jüri özel ödülü kapsamında değerlendirilen 3 projeden biri olan ve programa Adıyaman’dan katılan “Limonlu Zahterella” projesi ile Ayşe Nur Işık, ödülün sahibi oldu.

Program kapsamında ödül alan kadın çiftçilere ödüllerini Başbakan Binali Yıldırım verdi. Yıldırım, Şekerbank Genel Müdürü Servet Taze’ye de programa sağladıkları desteklerinden ötürü teşekkür plaketi verdi.

Şekerbank, program kapsamında seçilen Türkiye birincisi projeye 40 bin TL, ikinci projeye 30 bin TL, üçüncü projeye ise de 25 bin TL destek sağladı. Banka, Jüri Özel Ödülü kapsamındaki projeye ise 20 bin TL destek sunarken, dereceye giremeyen kadınlara da altın hediye etti.
Kadın 70 Saat Uygulamalı Girişimcilik Eğitimi
Şekerbank’ın ‘Aile Çiftçiliği Bankacılığı” kapsamında kırsal kalkınmayı destekleyerek köyden kente göçü önlemek amacıyla dâhil olduğu program kapsamında, 2016 yılında programa katılan 9 farklı ilden kadın çiftçilere KOSGEB ve İŞKUR iş birliği ile istihdama yönelik, sertifikalı, 10 gün süreli (70 saat) uygulamalı girişimcilik eğitimi de verildi.

Tarımın değişik alanlarında faaliyet gösteren, yenilikçi, yaratıcı, kaynakları etkin-verimli ve sürdürülebilir kullanan, bulunduğu çevreye öncülük eden, rol model olabilecek kadın çiftçiler, girişimcilik fikirlerini, özel danışmanlar aracılığıyla projelendirdi.

Eğitimlerin ardından söz konusu 9 ilde düzenlenen törenler ile sertifikalarını alan kadın çiftçilerin girişimcilik fikri ile geliştirdiği projeler; proje pazarlarında halkın, kalkınma ajansları ile kamu ve özel sektörden tüm kurumların beğenisine sunuldu.

Birincilik Adana’dan “Lavanta Kokulu Kelebekler” Projesinin

Adana’nın Seyhan ilçesinden “Lavanta Kokulu Kelebekler” projesi ile programa katılan Yeliz Tok, evli ve iki çocuk annesi. Liseyi bitirdikten sonra eğitimine devam edemeyen Tok, lavanta bitkisi yetiştirmeye yönelik projesiyle 9 ilin birincileri arasından en yüksek puanı alarak Türkiye birincisi oldu. Projesi, lavantanın farklı kullanım alanları için üretimi ve tarımda

kadın istihdamının artırılmasını konu alıyor.

Yeliz Tok; “Kayınpederimin 90 dekar arazisi olmasına rağmen, düşük ücretle kiraya veriyordu. Bu durum beni ziyadesiyle üzüyordu. Evde boş oturmak yerine, arazilerde hem alternatif ürün yetiştirip, hem de yeteneklerimi kullanarak katma değeri yüksek ürünlere dönüştürebileceğimi düşündüm. Sabırla bekleyip emeğinin karşılığını alan kişiler, zoru başarabilir. Ben de zoru başarmayı seven biri olarak projemle Adana’da ilk lavanta yetiştiriciliğini yapmak istiyorum” dedi.

“Tarımın Açan Çiçekleri” Iğdır’a ikincilik
kazandırdı

Iğdır’ın Akyumak Köyü’nden “Tarımın Açan Renkleri” projesiyle katılan Sevtap Nur Eroğlu, Türkiye ikincisi oldu. Örtü altı yetiştiricilik tekniği ile iç mekân süs bitkisi yetiştirmeyi amaçlayan Eroğlu, 20 yaşında. İlkokulu köyde okuyan Eroğlu, ortaokul ve liseyi Iğdır’da tamamlamış. Çiftçiliğe ilgisi olan, Iğdır Üniversitesi Peyzaj ve Süs Bitkileri Bölümü mezunu Sevtap Nur Eroğlu; “Hayatım boyunca gerçekleştirmek istediğim hayalime bu program açılış kapısı oldu. Üniversite eğitimini de bu konuda almış biri olarak projemi bilinçli ve en iyi şekilde hayata geçireceğime inanıyorum” yorumunu yaptı.

Hayvanlara sevgisi proje ürettirdi

 

“Tarımda Kadın Girişimciliğinin Güçlendirilmesi Programı” kapsamında yarışmaya Yalova’dan katılan Müyesser Martı, ‘Yalova’da Akla Gelince Manda, Güney Köy’de Anında’ projesi ile Türkiye üçüncüsü oldu. Gemlik doğumlu Müyesser Martı, 2 çocukannesi.ve ev hanımı. Eşine işlerinde destek olan ve tarım ile hayvancılık alanında severek çalışan Martı, projesiyle Yalova’da manda yetiştirmek istiyor. Çıkış noktasının Yalova’da manda sütü, kaymağı, yoğurdu ve yağının olmaması olarak açıklayan Martı, “Eşim tarım ve hayvancılıkla uğraşıyor ben de hayvanları seviyorum. Köye 7 adet manda alıp yarı açık sistem manda ahırı kurmak istiyorum. Sonrasında da burayı modernleştirerek bölgenin manda ürünleri ihtiyacını karşılamak istiyorum” dedi.

Jüri özel ödülü “Limonlu Zahterella” projesiyle Adıyaman’a gitti

Bölgede daha önce yapılmayan dağlarda bolca bulunan kekiğin üretimi yaparak, halk arasında yaygın olmayan kekik turşusu üretmeyi hedefleyen 1990 doğumlu Ayşe Nur Işık jüri özel ödülünün sahibi oldu. “Projemi hayata geçirdiğimde ailemle birlikte çalışacağım” diyen Işık projesine ilişkin şu bilgileri verdi: “Kekik bitkisi yaygın olarak birçok alanda tüketiliyor fakat kekik turşusu halk arasında pek bilinmiyor. Yaşadığım yerde bol miktarda bulunan kekiği hem doğadan toplayacağım hem de ailemle birlikte yetiştiriciliğini yapacağım. Ürettiğimiz ürünleri de turistik otel, restoranlara satacağım ayrıca ürünlerimi internet üzerinden satışa sunmayı hedefliyorum” dedi.

55 YAŞ ÜSTÜ GENELDE İNTERNET DOLANDIRICILIĞININ KURBANI OLUYOR

Kaspersky Lab ve B2B International’ın en son araştırması 55 yaş üstü insanların internet alışkanlıkları ile ilgili endişeleri ortaya koydu. “Daha yaşlı ve daha tecrübeli? 55 yaş üstü insanların internetteki güvenliklerine genel bir bakış” adlı araştırmanın sonuçları, bu yaş grubundaki kişilerin internette güvenli olmayan şekillerde var olduklarını ve genelde dolandırıcılık kurbanı olduklarını gösteriyor. Sonuçlar endişe verici, çünkü dünyadaki 12,546 internet kullanıcısının katıldığı araştırma, eski jenerasyonun siber suçlular için aslında oldukça çekici hedefler olduğunu öne sürüyor. İnternetteyken pek çok 55 yaş üstü insan, kendilerini ve önem verdikleri şeyleri siber suçlulardan düzgün bir şekilde korumadan alışveriş yapıyor, banka işlemleri gerçekleştiriyor ve sevdikleriyle iletişime geçiyor. Bu yaş grubunun bilgisayarlarına güvenlik yazılımları yüklemelerinin daha muhtemel olmasına rağmen, aynısını mobil cihazlarda daha az yapmaya meyilliler ve internette güvenli kalabilmek için alışkanlıklarını daha az değiştiriyorlar. Örneğin, diğer yaş gruplarına göre sosyal medyada ve tarayıcılarında yüksek güvenlik ayarlarını daha az kullanıyorlar (%38’e karşılık %30). Ayrıca cihazlarla birlikte gelen ‘cihazımı bul’ gibi güvenlik özelliklerini ve VPN’i daha az
kullanıyorlar. Oran tüm yaşlardaki kullanıcılarda sırayla %42 ve %16 iken, bu yaş grubunda %28 ve %10. Eski jenerasyon internet hayatlarının pek çok alanında kullanıyor ve böylece önlem almadan internete girdikçe siber suçlular için açık verme ihtimallerini artırıyorlar. 55 yaş üstü kişilerin %94’ü düzenli olarak e-posta kullanıyor yani interneti başkalarıyla iletişime geçmek için kullanıyorlar. Aynı zamanda günlük işleri halletmek için de internete giriyorlar. Bu yaş grubu internette finansal işlemler gerçekleştirmeye daha çok meyilli. 55 yaş üstü kişilerin %90’ından fazlası internette bankacılık işlemleri gerçekleştiriyor. Tüm yaş grupları incelendiğinde bu oran ortalama %84. Yine de tüm bunlara ragmen 55 yaş üstü kişilerin yalnızca yarısı (%49) internette alışveriş yaparken güvenliklerini önemsiyor ve çoğunluğu (%86) siber suçlular için hedef olduklarını düşünmüyor. Endişe verici olan bir başka nokta ise, bu kişilerin 4’te 1’i (%40) herkese açık etki alanlarında (domain) finansal bilgiler paylaşarak kendilerini riske atıyor Oran diğer yaş gruplarında %15. İnternetle fazla haşır neşir olmamaları, 55 yaş üstü kişilerin internet dünyasının tehlikelerine daha az hazırlıklı olmalarına sebep oluyor. Bunun sonucunda bu jenerasyon, siber suçluların kurbanı oluyor. Rapora göre genel internet kullanıcılarının %20’si daha yaşlı olan akrabalarının kötü amaçlı yazılımla karşı karşıya kaldığını ve %14’ü de sahte ödül çekilişlerine kandıklarını söylüyor. Ek olarak %13’ü daha yaşlı akrabalarının internette kendileri ile ilgili çok fazla kişisel bilgi paylaştıklarını ve %12’si de bu akrabalarının online sahtekarlık kurbanı olduğunu, uygun olmayan cinsel içerik gördüğünü veya tehlikeli yabancılarla konuştuğunu belirtiyor. Tüketici İşleri Başkanı Andrei Mochola konuyla ilgili: “Bir açıdan bu kadar çok 55 yaş üstü kişinin interneti alışveriş, banka işlemleri ve sevdikleriyle iletişim için kullandıklarını görmek harika. Rapor gösteriyor ki bu kuşak internet çağını kabul ediyor ve bununla gelen her fırsatı kucaklıyor. Fakat diğer taraftan 55 yaş üstü kişilerin internette kendilerini korumak için yeterince uğraşmadıkları ortada. Endişe verici olan şey siber suçluların hedefleri arasında olduklarına bile inanmıyor oluşları ancak bu şekilde kendilerini tekrar tekrar tehlikeye sokuyorlar,” yorumunda bulundu.

TİM BAŞKANI: ”İHRACATÇIYA VERİLEN EK DESTEKLERİ FAZLASIYLA GERİ ÖDEYECEĞİZ”

Türkiye İhracatçılar Meclisi Başkanı Mehmet Büyükekşi, Maliye Bakanı Naci Ağbal tarafından açıklanan 2017 yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Tasarısı’nı değerlendirerek “Kamu harcamalarının kompozisyonunun ihracatı destekleyecek şekilde değiştirilmesi cesaret ve gurur verici. Desteklerin artması kaldıraç etkisi yapacak. Verilen ek destekler misliyle geri dönecek” dedi.

Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı Mehmet Büyükekşi, dün Maliye Bakanı Naci Ağbal tarafından açıklanan 2017 yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Tasarısı’nı değerlendirdi. İhracatçıya verilen desteklerin 2017 yılında 1 milyar TL’den 3 milyar TL’ye yükseltileceği müjdesini aldıklarına dikkat çeken Büyükekşi, “Bu çerçevede 3 milyon kişiye istihdam sağlayan 65 bin ihracatçı olarak, Başta Başbakanımız, Ekonomi ve Maliye Bakanlarımız Nihat Zeybekci ve Naci Ağbal olmak üzere Hükümetimize teşekkür ederiz. Verilecek ek destekleri fazlasıyla ülkemize geri ödeyeceğiz. İhracata ve ihracatçıya verilen desteklerle ülkemiz ekonomisine misliyle dönüş yapacağız” dedi.

Türkiye’nin 2023 hedefinin dünya ticaretinden yüzde 1,5 pay almak
olduğunu hatırlatan TİM Başkanı
Büyükekşi, “Küresel ticaret en zayıf dönemlerinden birini yaşıyor. Bu sıralarda yapacağımız atılım bize büyük ivme kazandırır. Desteklerin artması bu anlamda büyük bir kaldıraç etkisi yapacak. Türkiye ekonomisinin kişi başı milli gelirini daha yukarılara taşıması için yüksek katma değerli yatırım, üretim ve ihracat gerçekleştirmesi gerekiyor. Bu hedefe de ancak inovasyon ve Ar-Ge’ye daha fazla yatırım yaparak ulaşabiliriz. Bu kapsamda 2017 bütçesinden Ar-Ge ve inovasyona 5,8 milyar TL gibi rekor düzeyde bir kaynak ayrılmasını da son derece olumlu bir gelişme olarak görüyoruz. TİM olarak ihracatın gelişimi için yürüttüğümüz tüm çalışmaları Hükümetimizin de desteklemesi, çok önemli bir motivasyon kaynağı olacaktır” diye konuştu.

AKILLI OTOMOBİLLERİ TREND MICRO KORUYACAK

Trend Micro özellikle internet bağlantısı olan akıllı otomobilleri siber saldırganlardan korumayı hedefleyen yeni yazılım geliştirme platformunu duyurdu. Trend Micro uzun yıllara dayanan bilgi birikimiyle otomotiv endüstrisinin bilgi güvenliği alanındaki boşluğunu dolduruyor.

İnternet ve veri güvenliği alanında 26 yıllık tecrübesiyle küresel çözüm sağlayıcı Trend Micro, yeni bir veri güvenliği yazılım geliştirme platformunu hizmete sunacağını duyurdu. Microsoft ile birlikte geliştirilen Yeni yazılım geliştirme aracı, Microsoft’un IoT Expo etkinliğinde tanıtıldı. Üreticiler bu kapsayıcı platform sayesinde tüm platformlardaki bağlantılı cihazları ve hizmetleri bulut, ağ ve uç nokta seviyesinde güvenlik altına alabilecek çözümler üretebilecekler. Trend Micro bu yeni yazılım geliştirme aracıyla özellikle Nesnelerin İnterneti konseptinin otomobillere uygulanmasıyla ortaya çıkan Taşıtların İnterneti alanındaki gelişmiş veri güvenliği ihtiyaçlarını karşılamayı hedefliyor. Akıllı otomobillerin bilgi güvenliği, sürüş güvenliğini de etkileyen oldukça önemli bir konu. Bu noktada özellikle bağlantı modülünün güvenliği hayati önem taşıyor. Trend Micro’nun yeni platformu, akıllı otomobillerin ağ bağlantısını güvence altına alacak yazılımların geliştirilmesini sağlayacak. Özellikle 3G\4G, WiFi, Bluetooth gibi bağlantılara sahip Araç Bilgi-Eğlence sistemleri (In Vehicle Infotainment-IVI) ve Telematik Kontrol Ünitelerinin güvenliğini üst düzeyde sağlanması hedefleniyor. Bu bileşenlerin siber saldırıya uğraması da normal siber saldırılarla aynı yöntemlerle gerçekleşiyor. Siber saldırganlar aracın bağlantı modülündeki yerleşik yazılımlara hackleyerek otomobilin tüm sistemlerine sızabiliyorlar. Trend Micro, bu yazılım geliştirme platformu ile otomotiv endüstrisinin siber güvenlik alanındaki açığını uzun yıllardır sahip olduğu bilgi birikimiyle doldurmayı hedefliyor. Trend Micro Akdeniz Ülkeleri Genel Müdürü Yakup Börekcioğlu konuyla ilgili olarak şunları söyledi: “Gartner’ın tahminlerine göre Nesnelerin İnterneti pazarı 2020 yılında 300 milyar dolarlık bir büyüklüğe ulaşacak. Bu konsept sunduğu büyük fırsatlara rağmen önemli güvenlik boşluklarını da beraberinde getiriyor. Trend Micro’nun Amerika’da Siber Suç ve Kritik Altyapı raporuna göre şirketlerin ve devlet kurumlarının yüzde 50’si kullandıkları bağlantılı cihazlara yapılan saldırıların yoğunlaştığını belirtiyor. Yüzde 80’lik bir kısım ise siber tehditlerin çok daha karmaşık ve isabetli hale geldiğini belirtiyor. Nesnelerin İnterneti pazarı büyüdükçe tehditler de giderek büyüyor. Özellikle bağlantılı cihazları içeren uç noktalardaki güvenlik zafiyetlerinin ciddiyetle ele alınması gerekiyor. Akıllı taşıtların güvenliğini de bu alanda değerlendirirsek Trend Micro olarak bu yeni yazılım geliştirme platformu ile sadece tehditlere karşılık verme anlamında değil daha saldırılar gerçekleşmeden pro-aktif bir şekilde önlem almayı sağlıyoruz”.

TÜRKİYE’NİN TARIM ALANLARI KARARIYOR

Tarım ülkesi olan ülkemizde tarım alanlarına gereken ilgi gösterilmemekte. Bu bağlamda Tema Vakfı Genel Müdürü Doç. Dr. Barış Karapınar, son 13 yılda 2,4 milyon hektar tarım arazisinin kaybedildiğine vurgu yaparak konunun önemine dikkat çekmekte. Karapınar “Bu rakam Türkiye’deki tarım topraklarının yaklaşık %10’una tekabül ediyor. Son dönemde benimsenen kömür odaklı enerji politikaları nedeniyle Türkiye tarımının geleceği için tablo karanlık görünüyor. Tarımsal açıdan önemli bölgelerimiz olan Adana, Çanakkale ve Konya Havzası büyük kömür yatırımları ile karşı karşıya. Kömür ve linyitle çalışan termik santrallerin insan sağlığına, doğaya ve tarım arazilerine verdiği zararlar büyük” dedi.

Kömürün Yarattığı Hava Kirliliği Tarımı Etkileyecek

“Tüm Türkiye’de 80’e yakın termik santral yapılması planlanıyor” diyen Karapınar, her biri 150-200 km çaplı bir alanı etkileyecek olan bu santrallerin yaratacağı hava kirliliğinin 15 milyon hektar tarım alanını olumsuz etkileyeceğini vurguladı.

Türkiye’nin önemli tarım alanlarını barındıran Çanakkale’de işletmedeki 3 santrale ek 13 santral yapılmasının planladığının altını çizen TEMA Vakfı Genel Müdürü, bölgede meydana gelecek hava kirliliğine ve etkilerine dikkat çekti.

Tarımsal Gelir Kaybı
Yaşanacak

Çanakkale için bir modelleme çalışması yaptıklarını belirten Karapınar, elde ettikleri sonuçlara göre yeni santrallerin hayata geçmesiyle bölgedeki hava kirliliğinde yıllık ortalama düzeylerin %50-%150 oranlarında artacağını aktardı. Bu kirliliğin 1400 km2’lik bir alana etki edeceğini ifade eden Karapınar, bu tahminlere göre tarımsal gelirlerin 3 milyar TL’yi aştığı Çanakkale’de hava kirliliğinin önemli verim kayıplarına neden olacağını söyledi.

İklim Değişikliğini
Tetikliyor

Hava kirliliğinin yanı sıra kömürlü termik santrallerden kaynaklanan başka bir önemli sorun ise iklim değişikliği. Kömürlü termik santraller, ürettikleri elektrik miktarına göre en fazla sera gazı salan tesisler. Kömür odaklı enerji politikalarına devam eden Türkiye, iklim değişikliğinin etkilerinden en fazla etkilenecek ülkelerden biri. Karapınar’ın da ana yazarlarından olduğu Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli* raporları, Türkiye’de yıllık ortalama sıcaklığın 2,5 ila 4 derece arasında artacağını gösteriyor. Raporlara göre bu artış Ege’de ve Doğu Anadolu’da 4 derece, iç bölgelerde ise 5 dereceyi bulacak. Türkiye daha sıcak, daha kurak ve yağışlar açısından daha belirsiz bir iklim yapısına sahip olacak. Önlem alınmaz ise doğal varlıklara doğrudan bağımlılığı nedeniyle iklim değişikliğinden en fazla tarım sektörü etkilenecek.

Birleşmiş Milletler’in
Gündeminde de Tarım Var

Birleşmiş Milletler (BM), 17 başlıkta 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’ni belirledi. Bunlar içerisinde öncelikli olarak yoksulluk ve açlığın bitirilmesi yer alıyor. Hedeflerin neredeyse tamamı, sürdürülebilir üretim-tüketim desenleri, iklim değişikliği ve etkileri ile mücadele, dayanıklı kentler, herkes için su, sağlıklı yaşam gibi başlıklarla tarımın önemine vurgu yapıyor. Bu hedeflerin 15’incisi toprak bozulumunun engellenmesini kapsıyor. Açlığın bitirilmesi ve gıda güvencesi için tarımsal üretimin etkin ve sağlıklı bir şekilde devam ettirilmesi ana koşul. TEMA Vakfı Birleşmiş Milletler Çölleşme ile Mücadele Sözleşmesi kapsamındaki etkin rolüyle uluslararası gündemi yakından takip etmeye ve gerekli çalışmaları yapmaya devam ediyor.

DUAYENLERDEN ÇETİN ZAMANLARDA İNSAN YÖNETİMİ FORMÜLLERİ

Türkiye İnsan Yönetimi Derneği (PERYÖN) tarafından Doğa İş Güvenliği, TurkcellAkademi, Yapı Kredi Bankacılık Akademisi eş sponsorluğunda düzenlenen 16.Dünya İnsan Yönetimi Kongresi’nin ikinci günü dikkat çekici bir konuyla başladı.

Çetin zamanları yönetmek konulu ana oturumda Akkök Holding İcra Kurulu Başkanı Ahmet Dördüncü, Doğan Holding yöneticilerinden Ahter Kutadgu ve STFA CEO’su Yetik Kadri Mert, krizli dönemlerde ele alınacak yönetim stratejilerini ve çözümleri tartıştı.

Helikopter Yöneticilere İhtiyaç Var!

Akkök Holding İcra Kurulu Başkanı Ahmet Dördüncü, “Türkiye’nin içinde bulunduğu durumda başka bir ülke olsaydı, inanın bugün bu kongre burada yapılamazdı. 15 Temmuz sabahı Akkök Grubuna ait alışveriş merkezlerinin tümünde hayat başladı. Evet, bir an için ne olması gerektiği ile ilgili belirsizliğe düştük ama hızla toparlandık. Bu bizim en önemli özelliğimiz. Türkiye’nin yüksek bir potansiyeli var ve çetin zamanlara rağmen bu potansiyel yükselmeye devam ediyor.”

Sıkıntılı dönemlerde ticari tedbirlerin alınmasının doğal bir önlem olduğunu ama esas unsurun ortak değerler olduğunu söyleyen Dördüncü, helikopter yöneticilerin gerekliliğine dikkat çekti. Helikopter yöneticininin, hızla alçalarak ve yükselerek, hem tabandaki operasyonun içinde olabileceğini, gerektiğinde de büyük resmi analiz edebileceğini söyleyen Ahmet Dördüncü, “Çok sofistike olmaya gerek yok, genel yöneticilik kavramlarını hayata geçirdiğinizde zaten başarılı oluyorsunuz. Her yöneticinin kendine özgü trikleri olabilir ama esas olan, aynı anda yukarıdan bakmayı ve operasyonun içinde olmayı başarmak.” dedi.

 

“Uzun Vadeli Etkilerini Analiz Etmeden Krizi Aştık Diyemeyiz.”

STFA CEO’su Yetik Kadri Mert, “Öngörülebilir olmayan bir dünyada değişiklik olduğunda nasıl adapte olmamız gerektiği ile ilgili daha planlı olmamız gerekiyor. Pratiğe baktığımızda inanılmaz bir adaptasyon yeteneğimiz var. Bu da bize her şeyin hızla normale döndüğü hissini veriyor. Ama refleks bir tepki ile normalleşiyoruz. Uzun vadeli etkiler ile ilgili daha analitik olmak, daha iyi hazırlanmak gerekiyor. Evet krizlere adapte oluyoruz ama sonrasında bu krizi bir daha yaşamamak ile ilgili şansı değerlendiremiyoruz. Bu planlı çalışma eksikliği bize uzun vadeli zarar getiriyor. “ diyerek hızlı normalleşmenin dezavantajına dikkat çekti. Zor zamanlarda insan yönetiminde İK’nın sorumluluğunun altını çizen Yetik Kadri Mert, “Ülke çapında veya kurumsal olarak, insan kaynağının eğitimine yatırımımız dünya ortalamasının çok altında. Bu yatırımı artırmadığımız sürece evet çetin zamanlar sonrası çabuk toparlanırız. Ama krizi iyi yönettik mi sorusuna yanıt vermemiz gerekirse, bence çok daha iyi yönetebiliriz.”dedi.

İlk Bir Saate Dikkat!

“Kızlarıma Notlar” kitabının yazarı, Doğan Holding yöneticilerinden Ahter Kutadgu, kriz yönetimini iletişimci perspektifinden değerlendirerek, takımları bir arada tutan ve tüm fonksiyonlarda başarı getiren faktörün değerler olduğuna dikkat çekti. Kutadgu, “Kriz anında karar vermeden önce bana göre 3 noktaya dikkat etmek önemli. En önemlisi içten profesyonellik tanımı altında, ekipleri bir arada tutacak samimi yöneticiler olmak. İkincisi kurallara ve planlara saplanmadan, esnek düşünebilmek, esnek çözümler üretebilmek. En önemlisi ilk bir saatin kritikliğini kavramak, o bir saatte sorunu maksimum objekiflikle, kendinizi aldatmadan, komplekse kapılmadan teşhis etmek, sorgulamak. Tüm bu adımları harika atıyor olabilirsiniz ama takımı bir arada tutan ortak değerler yoksa, farklı fikirleri olan insanlar aynı değerler altında birleşmiyorsa süreç tıkanır. Esas olan hem bireysel, hem kurumsal, hem de toplumsal değerlere sahip olabilmek.” dedi.

İstanbul Haliç Kongre Merkezi’nde yapılan kongrede iki gün boyunca 40’ı aşkın oturumda insan yönetimindeki son trendler, başarılı ve örnek uygulamalar yanında “İş Dünyasında” daha önce hiç konuşulmayanlar da sahneye ve gündeme taşınacak. Kongre 20-21 Ekim olmak üzere iki gün sürecek.