Röportajlar

MÜGE HENEGHAN “INTERTEK GLOBAL POWER”

Müge Heneghan, 2000 yılında Finans Müdürü olarak baş- ladığı uluslararası Intertek
firmasının; Türkiye Tüketici Ürünleri operasyonunda gösterdiği başarılı performansı nedeniyle zaman içeri- sinde yetki alanı gelişmiş, önce Genel Müdür, daha sonra da Ülke Müdürü olmuş. İş hayatında insan odaklı ça- lışmaya önem veren ve insana yapı- lan yatırımın firmalara ve ülkeye olan katkısına dikkat çeken Heneghan “O zamandan bu yana Türkiye Intertek operasyonlarının sağlıklı ve sürdü- rülebilir büyümesine katkıda bulun- maya çalışıyorum. Intertek; merkezi Londra’da bulunan, Londra Borsa’sı- na koteli ilk 100 firma arasında hızla büyümekte olan bir dünya devi, 110 ülkede 40000’in üzerinde çalışanı ile birçok sektöre hizmet veren bir ku- ruluştur. Türkiye’de toplam 3 şirketi- miz ile 1000’e yakın çalışanımız var.” Heneghan ile Intertek’i, başarıyı ve başarıya giden yolda ekibin önemini konuştuk.Başarıya Giden Yolda Firma Politikalarının Önemi Yadsınamaz. Sizin Şirket Olarak Yol Haritanızı Belirle- yen Firma Politikalarınız Nelerdir?

Öncelikli olarak çalıştığımız firma- ların hayatlarını kolaylaştırmak ve çözüm ortağı olmak istiyoruz. Biz yalnızca konvansiyonel test, gözetim, denetim hizmetleri veren herhangi bir kuruluş olmanın ötesinde; ken-

dimizi çalıştığımız firmaların yerine koyarak onların; zorluklarını, ihtiyaç- larını hissederek çözüm üretmeye ve bunları sürekli bir plan dahilinde yapmaya, onların bize bir partner ola- rak bakmasını sağlamaya çalışıyoruz. Bu bizim en büyük amacımız ve hep inovatif, hep bir adım önde, hatta bir değil on adım önde olmaya çalışıyo- ruz. CEO’muzun bize ilham veren bir sözü var: “Her şeyin 10 kat iyisi olun”. Yaptığımız işte 10 katı daha iyi olalım istiyoruz.

Hizmet Verdiğiniz Sektörler Ve Verdiğiniz Hizmetlerden Bahse- der Misiniz?

Biz; tekstil, oyuncak, gıda, tarım, koz- metik, beyaz eşya, elektrik, elektro- nik, otomotiv, enerji, petrol ürünleri
v.s. gibi değişik sektörlere hizmet veriyoruz. Çalıştığımız kurumların te- darik zincirlerinin yönetiminde, onla- ra destek olmak en büyük amacımız. Çalıştığımız firmaların, çevreye ve insana sağlıklı ürünler üretmeleri ve doğru sistemler kurmaları için onlara çözüm ortaklığı öneriyoruz. Bağım- sız test, gözetim, denetim ve belge- lendirme hizmetlerimizi uluslararası akreditasyon kurallarına göre gerçek- leştirmekteyiz. Yıllar itibari ile hem lokal hem de global olarak büyüdük, stratejilerimizi pazar koşullarına bağ- lı olarak geliştirdik. 2000 yılından bu yana sadece tekstil ve konfeksiyon ürünlerine yönelik hizmet verirken;
organik olarak farklı sektörlere ya- tırımlar yaparak büyüdük. Örneğin oyuncak sektöründe ilk akreditasyo- nu alan laboratuvarı kurduk. Buna ek olarak; kozmetik, gıda, elektrik ve elektronik gibi sektörlere hizmet verir duruma geldik. Ayrıca yaptığı- mız sosyal uygunluk denetimleri ile global markaların da güvenini kazan- dık. Çünkü onlar da Türk tedarikçile- rini yönetirken bize güvendiler. Bizim verdiğimiz hizmetlerden yararlandı- lar. En son olarak sistem belgelendir- me hizmetlerimiz ile sürdürülebilir ve kalite odaklı yönetim modellerinin kurulmasına destek olmaktayız. Yine birçok büyük firma ile proje bazlı or- tak çalışmalarımız devam etmektedir.

Sizin Başarı Grafiğinizden Sık- ça Bahsedilmekte.gösterdiğiniz Performansla İlgili Neler Söyle- mek İstersiniz?

Benim en büyük avantajım çalıştığım ekip oldu. Konusunda yetkin çoğun- luğu teknik ve çalışkan ekip arkadaş- larımla birlikte çözümler bulduk, zor- lukları birlikte aştık. Ayrıca daha önce kazanmış olduğum farklı sektör de- neyimlerinin ve yurtdışında yaşarken geliştirdiğim farklı kültürlerle olan iletişim becerilerimin bana desteği oldu. İş hayatında karşılaşılan zorluk- lar; sektörel olabilir, ülke koşullarıyla ilgili olabilir ya da global değişiklik- lerden de kaynaklanabilir. Çünkü biz global ticaretin bir parçasıyız.

Bu değişiklikleri önceden görmeye çalışıyoruz. Tahmin etmek zor olsa da; geleceği değişik senaryolara göre planlamak ve değişik alterna- tiflere göre hazırlıklı olmak, esneklik kazandırıyor. Çok ciddi riskler alma- dan ama çok da tutucu olmadan; her zaman yaratıcı, her zaman bir adım önde, her zaman çalıştığımız firma- ların ihtiyaçlarını önceden görmeye çalıştık. Hala gideceğimiz çok yol var. Öğrenmenin ve gelişmenin sonu yok. Operasyonel yetkinliğimizi art- tırmak için başlattığımız yalın yöne- tim çalışmaları buna güzel bir örnek, benzeri birçok uygulamamız var.

Hizmet Verdiğiniz Alanlarda Nasıl Bir Sistem İşletiyorsunuz?

Öncelikle bize başvuran firmaların ihtiyaçlarını anlamaya çalışıyoruz. Bu da onların sistemlerini ve vizyonla- rını anlamakla başlıyor. Hali hazırda kendilerinin saptadıkları bir sorun
ya da gereksinim varsa; ona yöne- lik bir çözüm oluşturarak ya da ge- nel bir yaklaşımla daha geniş bakış açılı bir ön tarama yaptıktan sonra saptamalarımız sonucunda, onlarla birlikte çözüm önerilerimiz oluşu- yor. O çözüm önerilerinde mutabık kaldıktan sonra da gerek üretim hattındaki kontroller, gerekse bitmiş ürünün tedarik zincirin geçişi öncesi yapacağımız gözetimler ya da üre- timin yapıldığı yerlerdeki birtakım denetimler başlıyor. Bahsettiğimiz denetimler; hem kaliteye yönelik denetimler olabilir hem de sosyal içerikli denetimler olabilir. Kısaca biz hammaddenin temininden son kul- lanıcıya kadar olan tüm süreçler içe- risinde çözüm önerileri sunabilecek vaziyetteyiz.

Sizi Rakiplerinizden Ayıran Özel- likleriniz Nelerdir?

Biz bağımsız ve akredite test, göze-
tim, denetim ve belgelendirme ku- ruluşuyuz. Tabii ki bizim yaptığımız işi yapan lokal ve global firmalar var. Bağımsızlık yanında yetkinlik, güve- nilirlik, müşteri odaklılık ve teknik donanım en önemli unsurlar. Bunla- ra ek olarak biz; mümkün olduğunca müşterilerimize özel ve hatta ino- vatif çözümler öneriyoruz. Yalnızca bizden istenen hizmeti vermekle kalmayıp; kendimizi çalıştığımız alı- cı ve üretici firmaların yerine koya- rak, onların işlerini kolaylaştırmaya, teknik olarak yol göstermeye özen gösteriyoruz. Gerektiğinde ön de- netimler ile farkındalık yaratarak ve eğitim desteği vererek, süreçlerini güvence altına almalarını sağlıyoruz. Tüm bunları verdiğiniz zaman zaten siz daha farklı oluyorsunuz, tercih edilen oluyorsunuz. Zamanında ya- nıt vermek, sorunlarına açıklamaları- nızla destek olmak, istedikleri zaman yanlarında hissetmelerini sağlamak, bunlar çok önemli unsurlar.

İş Yaşamında Sosyalliğin Önemli Olduğunu Anlatan Bir Duruşunuz Var. Bu Intertek Du- ruşu Mu Yoksa Size Ait Bir Du- ruş Mu?

Intertek çalışanlarına çok önem veriyor elbette. Çalışanlarımız bi- zim stratejimizin bir parçası. Onları özellikle İstanbul gibi zor çalışma ve yaşam koşulları olan bir şehirde, zamanımızın çoğunun geçtiği şirke- timizdeki arkadaşlarımızın hayatını renklendirmek ve servis sektörünün doğasında olan stres ile baş etmeleri için onlara destek olmamız gereki- yor. Çalışan arkadaşlarımızla ilişkile- rimizde saygı ve sevgiyi yerleştirme- ye gayret ediyoruz.

Bunlar Hangi Sosyal Etkinlikler, Bahseder Misiniz?

Yaklaşık 3 yıl önce başlattığımız bir grup çalışmamız var. İsteyen her ar- kadaşımız gönüllü olarak benimle konuşabiliyorlar bu grupta. Konuş- malar sadece şirketle ilgili olmak
zorunda değil, farklı konularda da tartışma olanağı sağlıyoruz. Bu on- ların yönetimle olan iletişimini ge- liştirmek için bir araç. Ayrıca onları serbest de bırakıyoruz, proje üret- meleri, çözümlerle gelmeleri için. En azından farklı yönden düşün- melerini sağlıyor, firmayı hissetme- leri için bir araç sunuyoruz. Geçmiş yıllarda ayda bir kez profesyonel bir aşçının yemek dersleri verdiği aktivite ile; çalışanlarımızın çocuk- larıyla birlikte; bir gün pizza, bir gün makarna, pasta vs. hazırlamalarına olanak sağladık. Geçen yıl 20. Yıl et- kinliklerimizde gönüllü arkadaşları- mızla birlikte bir program ayarladık. Profesyonel bir öğretmen eşliğinde, hep birlikte çalıştığımız bir dans ekibi kurduk. Ben de üyelerden bi- riydim. Onun dışında tamamen bi- zim çalışanlarımızdan oluşan gurur duyduğumuz “Dragon” ekibimiz var. Yıllardır yüzlerce firma arasın- da ilk 3’e giriyorlar. Ayrıca bowling turnuvalarımız oluyor. Piknik, yeni yıl yemeği gibi organizasyonlarımız oluyor. Sosyal bir dergimiz var. Arka-
daşlarımız buna yazı yazıyorlar. Buna benzer değişik aktivitelerimiz birlik- teliğimizi güçlendiriyor.

Sizin Kişisel Hedefleriniz Ne- ler? Bu Hedefleriniz Intertek İle Kesişiyor Mu?

Ben Intertek’i o kadar benimsedim ki bu nedenle çok yoğun şirket odaklı çalıştım. Intertek en güveni- lir ve en fazla tercih edilen kurum olmayı hedeflemiştir. CEOmuz ile birlikte tüm ülkelerde biz yöneticiler bu doğrultuda çalışıyoruz. Türkiye olarak baktığımızda Türk ekibinin dünya ekipleri arasında her zaman hakettiği şekilde anılmasını istiyo- rum. Çünkü çok gayretliler ve eki- bimin çalışmalarıyla, başarılarıyla örnek olarak gösterilmesi benim en büyük arzum. Burada çalışan tüm arkadaşlarımın bu firmada çalışmak- tan ötürü mutlu olmaları, bizimle çalışan firmaların da bizimle kazan- dıkları deneyimlerin onlara fayda sağlamasını istiyorum. Her ortamda en iyi şekilde anılır olmak, bunun da bir parçası olmak benim en büyük isteğim.

Sizin Objektifinizden Ekonomi Nasıl Görünüyor?

Herkesin bildiği gibi dünya ekono- misinde bir daralma süreci içeri- sindeyiz. Tüm ülkelerdeki sorunlar ve koşullar ister istemez hepimizi etkiliyor. Bunu etkileyen ve bizim de vermiş olduğumuz hizmetlerin bir parçası olarak; çevreyle ilgili so- runlar, tükenen kaynaklar bunlar da bence ilerdeki ekonomik kararlarda
etkili. İnsan sağlığıyla ilgili sanayi- leşme ile birlikte oluşan sıkıntılar var. Aşırı tüketimin yarattığı sorunlar hepimizi etkileyecek boyutta. Hem Türkiye’de hem de dünyada kalıcı çözümlerin konuşulduğu bir dö- nemdeyiz. Birçok gelişmiş ülke ve global firma bu konularda önlem- ler alıyorlar. Sürdürebilirlik kavramı burada ortaya çıkıyor. Hem insana hem çevreye yönelik sorumluluk faktörü var. Ekonomiler yönetilir- ken bunlar göz ardı edilemez. Ama şöyle de bir durum var, ekonomik gelir dağılımındaki aksaklıklar ne
yazık ki çok büyük yaralar açıyor. Hükümetlerin üzerinde durması ge- reken konulardan biri de bu. Gelir dağılımındaki farklılıklar büyüdük- çe sorunlar da büyüyor. Uzun süreli, daha adil çözümler üretilmeli. Enerji kaynaklarının tükendiği ya da farklı kaynakların arandığı bir ortamdayız. Biz ise olayların ekonomiyi çok fazla etkilediği bir coğrafyadayız. Dikkatli olmamız gereken bir süreç. Bir yan- dan sorumlu davranmak, bir yandan çözüme ortak olmak gerekiyor. Bu bence zamanımızın hem kişi hem de firma olarak en büyük zorluğu.

“MADAM SETA” İLE SAMANDAĞ KOZA İPEĞİ YENİDEN HAYAT BULUYOR

Unutulmaya yüz tutmuş bir meslek olan ipek böcekçiliği, genç girişimci Sibel Keskin’in çocukluk hayalinin peşinden koşup gerçekleştirme çabasıyla yeniden hayat bulmakta. “Madam Seta” firmasının kurucusu Keskin, “İş hayatına geç başlayan girişimcilerdenim. Bundan da oldukça mutluyum. Samandağ ipeği, koza ipeği olması nedeniyle özeldir. İki çeşit doğal ipek vardır. Biri koza ipeği, diğeri ise bitkisel ipektir. Samandağ ipeği koza ipeğidir. Yani çok emek isteyen değerli bir üründür. Epey zahmetli bir iş olan bu değerli ipekten birçok ürün de elde ediliyor”  diyor.  Bugün kadınların gözdesi ipek, tüm orijinalliği ve güzelliğiyle Madam Seta’da hayat buluyor. Bu güzel ve zor mesleği sürdüren Keskin ile ipek böcekçiliği ve yaptığı işler hakkında konuştuk.

Madam Seta nasıl doğdu, nasıl hayata geçirdiniz?

Ben, Madam Seta’yı kurarak çocukluğumun hayalini gerçekleştirdim. Çocukluğunda ipek böceği yetiştirmeyen insan pek azdır Samandağ ‘da. Fakat son zamanlarda çeşitli sebeplerden dolayı unutulmaya yüz tuttu, eski ilgi kalmadı. Bu da beni çok üzüyordu. Sonunda fabrika da kapandı. Birinin bu işe el atması gerekiyordu. “Bu biri neden ben olmayayım” diye düşündüm ve araştırmaya başladım. Kısa sürede çok yol katettim. 24 yıldır yaşadığım İskenderun’da 6 Aralık 2014’te bir mağaza açarak fabrikanın tekrar açılmasını sağladım. Bu arada markamı tescil ettirdim. Benim amacım ilk etapta tanıtımdı ve tanıtımı tescilli bir markayla yapmak daha çabuk tanınmamızı sağlayacaktı, böyle de oldu. “Bir mesleğin beyinlere kazılmasını ve geleceği olmasını istiyorsanız çocuklara anlatın.” Bu düşünceyle yola çıkarak mağazamda ipek böceği yetiştirdim. Her aşamasını birçok okul öğrencisine sunum yaparak belgeledim. Çocuklarda ilgi ve şaşkınlık had safhadaydı.

Samandağ ipeğinin diğer
ipeklerden ne farkı var?

İki çeşit doğal ipek vardır. Biri koza ipeği, diğeri ise bitkisel ipektir. Samandağ ipeği koza ipeğidir. Yani çok emek isteyen değerli bir üründür. Ayrıca Samandağ’da Hatay sarısı dediğimiz ipek böceği türümüz var ki sadece Hatay’da yetişir. Yer fıstığı şeklinde ve doğal sarı renktedir. Yıllar önce bir hastalık vurması sebebiyle nesli tükenmişti. Fakat bu bölgede büyük çabalar sonucu bir savaş ortamından tohumlarını bulup yeniden yetiştirmeye başladık. Bu da bizim için çok önemli bir gelişmedir.

Ne tür ürünler yapıyorsunuz?

Gömlek, kravat, şal, eşarp, çarşaf, battaniye, yorgan, peştemal, hamam kesesi, her tür kumaş ve hatta kozadan çeşitli ev aksesuarları, gelin el çiçekleri … Ve hatta artık giyilmeyen eski ipekleri de özel tasarım örtüler yaparak değerlendiriyoruz .

Hatay’da eskiden ipek üretimi kutsal sayılırmış. Neler yapılırdı özel olarak?

Eskiden Hatay’da ipek üretimi kutsal bir ayin şeklinde başlatılırdı. Serin ve rutubetsiz bir ortamda temiz bir kap içinde saklanan tohumlar, baharın müjdecisi anlamına gelen “HIDIRELLEZ” haftasında ipek bir kumaş parçasına sarılır, bir gül ağacına asılırdı. Ertesi gün, gün ışımadan evin en küçük kızı tohumları bakım odasına alır, evin en yaşlı kadınına teslim ederdi. Yaşlı kadının göğsüne koyduğu ve vücut ısısında hayat bulan yumurtalar beslenme odalarına alınır. Hıdırellez kaması olarak anlatılan bu işlem, ne yazık ki yitik bir gelenek olarak, ipekle ilgili yapılan sohbetlere renk katan bir hikâye şeklinde kalmıştır. Ve Madam Seta olarak biz diyoruz ki “her ten ipekle buluşacak kadar özeldir, ten ipekse, ipek tendir.”

ŞİRKETLERE TREU DOPİNGİ

Frankfurt ve Ankara Barosu’na kayıtlı bir avukat olan Alpaslan Küçükdağ; 2014 yılında Almanya’nın Frankfurt am Main şehrinde kurduğu, Frankfurt merkezli Treu Consulting şirketinin kapılarını Ekonometri Dergisi için açtı. Uluslararası şirket ortaklıklarına dair bilgi birikimini ekonomipolitik alanındaki değerlendirmeleriyle, Türkiye’deki şirketlerde farkındalık yaratmakta olan Küçükdağ, Treu Doping yapılanmasının önemini ve gerekliliğini Ekonometri Dergisi’yle paylaştı.

Treu Consulting’in yapılanmasından bahseder misiniz?

Şirketimiz adını Sadakat’tan almakta. Treu adıyla aslında, işe sadakat, insana sadakat odağına dikkat çekmekteyiz. Ve tüm stratejik yapılanmamızı da bu mevhumla yürütmekteyiz.

Hukuki ve ticari mevzuat anlamında 2009 yılından itibaren yürüttüğüm yurtdışı operasyonları neticesinde, merkezi Frankfurt’ta olan şirketimizin önce Ankara’da, ardından da İstanbul’da olmak üzere 2015 yılı itibariyle iki ofisini daha oluşturduk. Şirket, 2011’de Hessen Eyaleti Yüksek Mahkemesine akredite olmuş bir hukuk danışmanlık şirketidir.

Almanya’da faaliyetlerini yürüten bir kuruluş olarak, sizi Türkiye’de de bu hizmeti sağlamaya yönelten ne oldu?

Türkiye’de yaptığımız ihtiyaç analizleri, ilk olarak Türkiye’deki şirketlerin Alman şirketlerle ticari faaliyet yürütme noktasındaki sıkıntılarını önümüze serdi. Bu süreçte sıkıntıların görünür hukuki detaylarının dışında, bir de karanlıkta kalan alt yapı sıkıntılarını gün yüzüne çıkarmış olduk. Uluslararası ticari ortaklıklar söz konusu olduğunda gördük ki aslında sadece mevzuat anlamında değil, insan kaynakları ve yönetimsel bazda da ele alınması gereken konularla yüzleştik. Evet, hukuk odaklı bir danışmanlık şirketi olabiliriz. Ancak mevzuata hakim olmak yetmez. Mevzuata işlerlik kazandıran kültürel ve eğitimsel odaklara da hakim olmak gerekir. İşte tam da bu noktada finansal, hukuki ve insan kaynakları odaklı eğitim ve danışmanlık hizmeti çok doğru bir yapılanma oldu bizim için.

Türk şirketlerin Alman şirketleri ile aralarında ticari işbirlikleri oluşturmaları ve bu süreçteki köprü olma misyonunu taşıdığınızdan bahsediyorsunuz. Söz konusu köprünün gerekliliğine değinir misiniz?

Alman şirketlerin talepleri doğrultusunda olmazsa olmaz kurallara ve diğer yandan da aday Türk şirketlerin beklentilerine doğru analiz yöntemleriyle yaklaşıp, ülkeler arası hukuk ve gelenek farklılıklarından doğan sıkıntıları çözmek ya da olabildiğince minimize etmek, ortak faydaları tespit etmek ve bunlara işlerlik kazandırmada bağdaştırıcı bir unsur olmaktır bizim fonksiyonumuz. Şirketlerin, eşleşme noktasında yönetimsel bazda ortak yönetimsel değerler taşıması gerekir. Halihazırda işbirliği içinde olan Türk ve Alman şirketleri arasındaki problemleri çözme misyonumuzun yanında, yeni işbirliğine hazırlanan şirketlerin alt yapı çalışmalarını da Treu Consulting olarak sağlamaktayız.

Avrupa hukuk sistemi ile Türkiye’deki hukuk sisteminin intibakındaki sancılar nelerdir? Bu sıkıntıların çözüm sürecinin ülke politikasına katkısından da bahsedilebilir mi?

Türkiye’deki şirketlerinin hem mevzuat anlamında hem de kültürel altyapı anlamında sıkıntıları var. Hatta ülke içinde lokasyona göre değişkenlik gösteren sıkıntılar da var ki bu da başka bir tartışma arenasında açılabilir. İş adamlarının, şirket departmanlarını oturtmadan faaliyete başlamaları en büyük sıkıntı.

Almanya’da 19. yüzyılda kurulmuş bir şirketin nesilden nesile aktarılması ve günümüzde hala faaliyet gösteriyor olması şirket yönetimine bakışla ilgili bir durum. Tecrübelerimiz ve analizlerimiz bu sonucu doğurmakta. Bu veriler ışığında yürüttüğümüz hizmet politikamızla ürettiğimiz ve uyguladığımız özgün çözümler ve strateji planlarımız da tabiî ki uluslararası hukuk politikalarında veri analizi olarak kullanılabilecek niteliktedir diyebiliriz.

Şirketlere Danışmanlık hizmeti veren bir kuruluş olarak Türkiye’deki şirketlerin sıkıntıları ve söz konusu sıkıntıların giderilmesine dair bize neler söyleyebilirsiniz?

Bu hususta aydınlatıcı olabilmek adına, sıkıntıların odağına değinmek yerinde olacaktır. Türkiye’deki şirketlerin büyük çoğunluğunda kazanç odağı yanlış konuşlanmış durumda. Kazancı öncelikli olarak şirkete aktarmak yerine kişisel yatırımlara yönlendirmek gibi çok yanlış bir eğilim var. Şirket olarak şu soruya cevap vermek gerekir: Öncelik şirket mi yoksa kişisel kazanç mı? Önceliğiniz şirketse, yatırımınızı şirketinize yaparsınız. Siz mütevazı bir hayat sürerken şirketiniz büyür. Aksi halde yönetici olarak lüks bir yaşam sürerken, ölçülebilir kazancınız bu yaşamla paralellik gösteremez. Kısa ve uzun vade planlamalarının çok doğru yapılması gerekmekte.

Aile şirketleri üzerinden bir değerlendirme yapacak olursanız, yönetimsel sıkıntılar başta olmak üzere genel iyileştirmeler üzerinden, sürekliliğin sağlanması konusunda neler söyleyebilirsiniz? Çünkü aile şirketi ve danışmanlık dendiğinde, özellikle yönetime ve yöneticinin inisiyatifine ket vurucu bir operasyon olarak algılanma problemiyle karşılaşıyor musunuz?

Aile şirketleri ve diğerleri olarak ayırdığımız detaylar var tabiî ki. Ara yöneticileri barındıran profesyonel kadrolar oluşturulmalı. İşin ehli olmayan aile bireyleri hissedar olarak kalmalıdır. Türkiye’ deki temel sıkıntı bu. İnsan kaynakları politikalarında ciddi sıkıntılar var. Bu da bizim danışmanlık ayağımızdan bir diğerini oluşturmakta.

Mesela karlılık varsa paylaşmakta sıkıntılar çıkar. Yönetim bazlı sıfatlarda yetkisel sıkıntılar yaşanır. Kazanç söz konusuysa bu sıkıntılar daha da artar.
Yönetim stratejisi desteği vermek, yönetmekle eş zamanlı olarak daha fazla iş bağlantısı yapabilmek, hukuki operasyonlarının tam bir işlem güvenliği içerisinde yapabilmesini sağlayabilmek, önleyici ve koruyucu hukuk hizmetleri almak. Tüm bu departmanları şirket bünyesinde toplamak kurumsallaşmayı getirir. Ama bu zorunluluk değildir. Zorunluluk olan farkındalıktır. Biz de Treu Consulting olarak burada devreye giriyoruz. Tüm bu ihtiyaçları sağlayarak kazanan, farkındalığı yüksek şirketler haline getiriyoruz.

Öncelikli olarak yönetimsel, insan kaynakları ve mevzuat anlamında farkındalık yaratmak bizim işimiz. Bunu sağlayabildiğimiz nokta işte bizim söz konusu şirketle fiili olarak çalışmaya başlayabildiğimiz nokta. Ek operasyonlar oluşturduk bu ışıkta.

Şirketler, Türkiye ekonomisine katma değer sağlayan kuruluşlar. Bir uluslararası ortaklık olmasa da şirketlerin değer kazanması ve değerli olması önemlidir. Kurumsallaşmak olmazsa olmaz bir durum değildir. Kurumsallaşmadan ziyade yönetimsel doğrularla çalışıyor olmak ve verimi daha da artırmak ön plandadır.

Şirketin kazandığı parayla daha rasyonel yatırımlar yapabilecek yöneticiler olmalı. Maliyet analizini çıkarabilecek, danışmanlık yapabilecek, insan kaynakları politikası geliştirebilecek yöneticiler.

Şirket çalışanlarının mutlu, güvenli ve daha verimli çalışabilmesini sağlayacak bir insan kaynakları politikası yerleştirebilmek şart.

Danışmanlık hizmeti verdiğiniz firmalar, mevcut personelini de aktif olma endişesi taşıyor mu? Ya da taşımalı mıdır?

Treu Consulting bir hukuk firması değildir. Bir insan kaynakları firması da değildir. Finansal operasyonlar, yönetsel stratejiler geliştiren, insan kaynakları danışmanlığı veren bir kuruluştur. Bu alanın uzmanlarıyla danışmanlık veren bir şirketiz.
Kısacası bir sıkıntıyla karşılaşıldığında çözecek bir firma olarak düşünmemek gerekir. Biz Treu Consulting olarak bizim görevimiz risk analizlerini zamanında çıkarmak, öngörüler oluşturmak, gerekli istihbaratları yapmak, müzakerelere katılmaktır. Koruyucu hukuk diye tabir ettiğimiz durum da tam olarak budur.

Sürdürülebilirlik adı altında durum tespiti yapmak, teşhis koymak ve tedavi yöntemi belirlemekten bahsediyorsunuz. Peki, nereye kadar?

Temel hedefimiz; bizden sonra da sürdürülebilir bir sistem oluşturabilmek. Şirket devam etmek istediği sürece biz de varız. Şirket departmanlarını oluşturup uzmanlarını bünyesine kazandırdığı noktada bizim işimiz biter. Şirketin müşterilerimizin finansal, hukuki ve insan kaynakları departmanı olarak çalışıyoruz. Açık inovasyondur bu. Şirkete maliyeti çok daha azdır.

Biz stratejik işleri üstleniriz ama bununla birlikte, yöneticinin paylaşmayı arzu ettiği kısmında varız. Bir motivasyon aracıyız. Sürdürülebilirliği sağlayanız.