Şirketlerin En Büyük Sermayesi Bilgidir...

Şirketlerin En Büyük Sermayesi Bilgidir...

Şirketler hakkında yapılan araştırmalar, şirketlerin ömrünün genel itibari ile 10-15 sene arasında olduğunu göstermektedir. İnsan organizmasına benzerlik gösteren şirketlerde de önleyici tedbirlerin zamanında alınması, sürekliliğin sağlanması için efektif hamlelerin yapılması ve sorun hâsıl olduğunda en hızlı ve etkin çözümlerin uygulanması gerekir

p.p1 {margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; text-align: justify; line-height: 12.0px; font: 78.0px Helvetica} p.p2 {margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; text-align: justify; line-height: 12.0px; font: 10.5px Garamond} p.p3 {margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; text-align: justify; line-height: 12.0px; font: 10.5px Garamond; min-height: 12.0px} span.s1 {letter-spacing: -0.3px}

İşte bu noktada tüm aşamalar bilgiye dayanmaktadır. Aksi takdirde nasıl ki geç veya yanlış müdahale halinde insan yaşamı tehlikeye giriyor, telafisi imkânsız hasarlarla karşı karşıya kalınıyorsa şirketler de gerekli tedbirleri almayıp çözüm noktasında gecikmeye düşerse maalesef yüksek maliyetlerle karşılaşıp emeğini, itibarını ve zamanını yitirme sürecine girmektedir.


Unutulmamalıdır ki;  şirketler ne kadar iyi teknik donanıma sahip olsa da aslen kaderleri insanların ellerindedir.  İnsan bedeni ve aklı, şirketlerin ana ve vazgeçilmez unsurudur. Bu noktada; şirketi kuran ve/veya şirket içinde çalışan insanların bahsi geçen bilinç ile en başta şirketi kurarken, devamında da faaliyetleri yürütürken her daim belirlenen amaca uygun hareket etmesi, somut veriler dahilinde uygulanabilir hedefler belirlemesi ve en önemlisi alanında karşılaşabileceğini öngördüğü veya uzmanlar tarafından öngörülen noktalarda akılcı, etkin tedbirleri alması gerekir. Tedbir alınması, istenmeyen durum ile karşı karşıya kalındığında yaşanacak emek, birikim, nakit zayiatının önüne geçilmesini sağlayan belki de tek çözüm yoludur. Keza yaşanan olumsuz sonuçların bazen silinmesi mümkün olmamakta bazen de silinse dahi zedelenen itibarın, kaybedilen paranın geri dönüşü olmamaktadır.  Günümüzde sadece ticari kazanca odaklanarak değil de süreç içerisinde ilerlemeyi, gerilemeyi, duraksamayı kontrol ederek rakip piyasası ve genel ekonomik düzeni yakından takip eden, olası/mevcut risklere karşı gerekli önlemleri almaya, bu anlamda şirket içerisinde en alttan en üste tüm personelin düzenli eğitimine zaman, emek ve bütçe ayıran firmalar şirkete biçilen ömrün çok daha ötesinde ve hatta halen varlıklarını korumaktadır. Türkiye’de de bu noktada bir asırdır faaliyet gösteren firmalar bulunmaktadır. 


Unutulmamalıdır ki bilgi, belki de şirketlerin en büyük sermayesidir. Bu noktada hayati bir bilgi paylaşırsak; firmalar, maalesef her gün usulüne uygun yapılmayan tebligatlar nedeniyle mağdur olmakta ve ticari, idari ve/veya hukuksal yönden hak kaybına uğramaktadır. Firma çalışanlarının veya o sırada orada bulunan her hangi birinin aldığı tebligattan haberdar olmayan firma yetkilisi, tebligat içeriğinden bihaber olduğundan kimi zaman aşılması zor bir durumla yüz yüze kalmaktadır. İşte bu noktada Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2012/11403 E. 2012/14612 K. Sayılı ilamı işletmelerin imdadına yetişmektedir. Firma çalışanına yapılan tebligat neticesinde haklarına halel gelen firma yargılama sürecinde dava dilekçesinin kendilerine usulüne uygun olarak tebliğ edilmediği iddiasında bulunmuş ve Yargıtay gerçekten de aşağıda izah edilecek hususlar ışığında tebligatın usulsüz olduğuna hükmetmiştir.  Tebligat Kanunun 12. Maddesi Hükmü şahıslara tebliğin yetkili temsilcilerine yapılması gerektiğini, Tebligat Kanunu 13. Madde de tebliğ yapılacak yetkili temsilcinin her hangi bir nedenle olağan iş saatlerinde işyerinde bulunmaması veya tebligatı alamayacak bir durumda olması halinde orada hazır bulunan firma çalışanına tebligatın yapılabileceğini düzenlemiştir. Ancak burada asıl gözden kaçırılmaması gereken, yetkili kişilerin bulunmadığının tespit edilip tebliğ mazbatasına işlenmesi ve bu durumda çalışana tebligatın yapılabileceğidir ki bu husus Tebligat Nizamnamesinin 18. Maddesinde açıkça ifade bulmuştur. Aksi takdirde yapılan tebliğ usulsüz olacak ve yargılama sürecinde tarafların teşkiline mani olacak, “adil yargılanma” ve hukuki dinlenilme” haklarının ellerinden alınmasına yol açacaktır.


Bu örnekten yola çıkıldığında asıl olan şeyin bilgi olduğu, emeğin ve teknolojinin bilgi ile harmanlanması halinde etkili olabileceği anlaşılmaktadır.


p.p1 {margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; font: 10.0px 'Swis721 Hv BT'} span.s1 {letter-spacing: -0.2px}

Av. Ebru Çağlar