Geleceğin Enerji Kaynağı Yenilenebilir Enerjide Yenilmek…

Geleceğin Enerji Kaynağı Yenilenebilir Enerjide Yenilmek…

Kullandığımız enerji çok çeşitli kaynaklardan elde edilmektir. Ancak bu kaynakların büyük bir kısmı fosil kaynaklardan oluşmaktadır. Geri kalan küçük kısmı ise nükleer ve yenilenebilir enerji kaynaklarıdır.

p.p1 {margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; text-align: justify; line-height: 12.0px; font: 78.0px Helvetica} p.p2 {margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; text-align: justify; line-height: 12.0px; font: 10.5px Garamond} p.p3 {margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; text-align: justify; line-height: 12.0px; font: 10.5px Garamond; min-height: 12.0px} span.s1 {letter-spacing: -0.3px}

Y

enilenebilir enerji ile yenilenemeyen enerji kaynakları arasındaki ayrım, doğada mevcut rezervlerin veya stokların sınırlı olup olmadığı ile ilgilidir. Sınırlı bir kaynağın tüketilmesi, gelecekteki tüketimin azalması anlamına gelmektedir. Yenilenemeyen veya tükenebilir enerji kaynakları genellikle petrol, doğal gaz ve kömür gibi fosil kökenli enerji kaynakları olup doğada sınırlı miktarda bulunmaktadır. Geniş bir zaman perspektifinden bakıldığında, teorik olarak fosil kaynaklar da yenilenebilir olarak kabul edilebilir iken, istismar edilerek kullanılması sonucu yakın gelecekte tamamen tükenme tehlikesi ile karşı karşıyadır. 


ABD Enerji Bilgi Yönetimi (EIA) tarafından yayımlanan 2012 yılı verilerine göre, dünya ispatlanmış petrol rezervleri 1,47 trilyon varil olarak gösterilmekte ve bu rezervlerden günlük 87 milyon varil üretim yapılmaktadır. Buna göre yapılan üretim miktarının değişmediği ve yeni keşiflerle rezervlerinin artmayacağı varsayılırsa, mevcut üretim ve rezervin kaç yıl süreceği, başka bir ifade ile rezervin ne zaman tükeneceği basitçe tahmin edilebilir. Yapılan hesaplama ile dünya petrolünün 47 yıl sonra, üretim ve rezervlerinin bugünkü değerleriyle, tükenebileceğini söyleyebiliriz. Yine aynı tahmin yöntemine göre kömürün 112 yıl, doğal gazın 58 yıl sonra tükenebileceği hesaplanabilmektedir.

Oysa yenilenebilir enerjinin yerkürede canlı ve cansız varlıklar tarafından kalıcı olarak tüketilmesi mümkün değildir. Rüzgâr ve güneş enerjisi gibi kaynakların stoklarında herhangi bir azalma olmamaktadır.Güneş doğduğu, rüzgâr estiği sürece bu kaynaklar kullanılabilmektedir. Bazı enerji stokları için - tüketimi belli bir sınırda ise - yenilebilir olarak kabul edilir. Geleneksel enerji kaynaklarından odun, hem yenilenebilir hem de tükenebilir enerji kaynağı olarak bilinir. Odunun tüketimi ormanlarda dikilen ve yetiştirilen ağaçlardan daha az olduğu sürece yenilenebilir, daha fazla olduğu sürece tükenebilir enerji kaynağı olarak kabul edilir. 


Son on yıllarda yenilenebilir enerjinin gelişimine artan ilgi, fosil yakıtlar piyasasında sadece arz ve talep dengesizliğine bağlı kalarak açıklanamayan yüksek fiyatlar ve bu yakıtların yanması sonucu atmosfere yayılan zararlı atık gazlar (özellikle iklim değişmesine neden olan karbondioksit gibi) ve nükleer enerjinin kullanımının riskleri ile doğrudan ilişkilidir.


Kısaca gerek kaynaklarının tükenmemesi gerekse fosil kökenli kaynaklar ile karşılaştırılınca çevreye ve atmosfere neredeyse hiç zarar vermemesi, yenilenebilir enerji kaynaklarını, sürdürülebilir yaşam için geleceğin enerji kaynakları olarak kabul etmemizi gerekli kılmaktadır.


Bu durum muvacehesinde geleceğin enerji kaynaklarından olan yenilenebilir enerjinin, üretim ve tüketim düzeyi benzerliği ve birliğe üyelik sürecinde olmamız nedeniyle AB ülkeleri ile karşılaştırmalı olarak gelişimine bir göz atalım. Bunun için yirmi yıllık (1990-2010) bir dönemi kapsayan süreçte Türkiye ve AB’nin toplam enerji arzında yenilenebilir enerjinin katkı payına bakmak yeterli olacaktır. 

   

Yandaki grafikte görüldüğü üzere 1990 yılında Türkiye’nin toplam enerji arzında yenilenebilir enerji payı %18,3 iken AB ülkelerinde bu pay %4,3’tür. Geçen 20 yılda Türkiye, enerji arzında yenilenebilir payını %18,3’ten %11,1’e düşürürken AB payını %4,3’ten %10,1’e yükselterek Türkiye ile arasındaki makası kapatmıştır.

Toplam enerji arzında yenilenebilir enerji payının azalmasının, fosil yakıtlı enerji payının artması anlamına geldiği dikkate alınırsa; Türkiye’de özellikle küresel ısınmayı tetikleyen karbondioksit gazının atmosfere daha çok salındığına ve bununla birlikte daha çok fosil yakıtlı enerjinin (doğal gaz ve petrol)  ithal edilerek cari açığın artmasına neden olduğu görülür. Ayrıca yenilenebilir enerji üretiminde kullanılan istihdamın (özellikle kırsal alanlarda) konvansiyonel enerji üretimine göre daha fazla olduğu varsayıldığında, Türkiye bu ilave istihdamdan ayrıca faydalanamamış olmaktadır.

  

AB ülkeleri sağlam ve rasyonel enerji politikaları (örneğin 20-20-20 enerji ve iklim paketi) üretip bu politikaları uygulamaları sonucunda geleceğe daha güvenli bakabilirken, enerji politikalarından yoksun bir Türkiye ancak yarım metre kadar önüne bakabilmektedir.  


Umalım ki Türkiye’nin çok geç kalınmadan AB üyeliğine katılım süreci tamamlansın; ülkemiz kendi geleceği için sağlam, gerçekçi enerji ve çevre politikalarına kavuşabilsin. 


Son olarak Türkiye’nin toplam enerji arzında yenilenebilir enerjinin katılım payını dünya ortalaması ile karşılaştırdığımızda; Türkiye’nin 2005 yılından itibaren dünya ortalamasının altına düştüğünü yandaki grafikte açıkça görmekteyiz.  Aynı grafikte 2000’li yılların başında enerji sektöründe yaşanan özelleştirme ve düzenleyici reformlar ile yapısal ve yasal değişimlerin yenilenebilir enerji kaynakları üzerine beklenen olumlu katkısının görüldüğü söylemek güçtür.


Kısaca, Türkiye’nin toplam enerji arzında yenilenebilir enerjinin payını ister AB’nin 27 ülke ortalamasıyla, ister dünya ülkeleri ortalamasıyla karşılaştıralım, geleceğin enerji kaynağı olan yenilenebilir enerjide yenildiğimizi, AB ile ters yönde ilerlediğimizi maalesef kabul etmeliyiz.