RÜZGAR ENERJİSİNİN ENDÜSTRİYEL HİKAYESİ

RÜZGAR ENERJİSİNİN ENDÜSTRİYEL HİKAYESİ

18. yüzyıl ortalarında İngiltere’de başlayıp kısa bir zamanda bugünün dünyasında “ekonomik gelişme”, daha sonraki tüm ekonomik olayların da kaderini çizmiştir. Sanayi toplumunun “bilgi toplumu”na geçişi ve bilgi teknolojilerinin gelişimi 21. yüzyıl yatay globalizasyon sürecini başlatmıştır.

p.p1 {margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; text-align: justify; line-height: 11.0px; font: 9.5px 'Times New Roman'} p.p2 {margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; text-align: justify; line-height: 11.0px; font: 40.0px 'Times New Roman'} p.p3 {margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; text-align: justify; line-height: 11.0px; font: 9.5px 'Times New Roman'; min-height: 10.0px} p.p4 {margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; text-align: justify; line-height: 11.0px; font: 9.0px 'Times New Roman'} p.p5 {margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; text-align: justify; line-height: 11.0px; font: 8.0px 'Times New Roman'} span.s1 {letter-spacing: -0.2px} span.s2 {letter-spacing: -0.1px} span.s3 {letter-spacing: 0.1px} span.s4 {letter-spacing: 4.4px} span.s5 {letter-spacing: 3.5px} span.s6 {letter-spacing: 0.2px} span.s7 {letter-spacing: 3.1px} span.s8 {letter-spacing: 2.8px} span.s9 {letter-spacing: 0.9px} span.s10 {letter-spacing: 1.8px} span.s11 {letter-spacing: 1.7px} span.s12 {letter-spacing: 1.2px} span.s13 {letter-spacing: 1.3px} span.s14 {letter-spacing: 1.1px} span.s15 {letter-spacing: 1.9px} span.s16 {letter-spacing: 3.8px} span.s17 {letter-spacing: 4.0px} span.s18 {letter-spacing: 3.4px} span.s19 {letter-spacing: 3.7px} span.s20 {letter-spacing: 4.1px} span.s21 {letter-spacing: 3.6px} span.s22 {letter-spacing: 2.2px} span.s23 {letter-spacing: 3.3px} span.s24 {letter-spacing: 4.8px}

Bilgi Toplumuna Geçiş Süreci

B

üyüklükleri, kalkınma seviyeleri ve siyasal- ekonomik sistemleri açısından birbirlerinden farklı hatta uyumsuz uluslardan meydana gelen bir dünya, siyasal yakınlık, mübadele ve üretim ilişkileriyle birbirine bağlanarak çok uluslu bir dünyaya doğru adım atmıştır. Bu bağlamda iki ayrı endüstri devriminden söz edilebilir. Birinci aşama yeni buluşların üretime olan etkisi ve buhar gücüyle çalışan makinelerin makineleşmiş endüstriyi doğurması, ikinci aşama makine kullanımının yaygınlaşması sonucu, doğal kaynaklar ve bilim elele vererek yeni ve kitle halinde mal üretimine yönelmiştir.


Endüstriyel devrim gerçekleşmesinin ardından, insanoğlunun enerjiye olan ihtiyacı kümülatif bir artış göstermiştir. İlk zamanlar fosil yakıt bazlı kaynaklarla doğan enerji ihtiyacı karşılanmaya çalışılmış, soğuk savaş yıllarında meydana gelen petrol krizi tüm Dünya kamuoyunun bir şeylerin yanlış gittiğinin farkına varmasını sağlamıştır. Bu dönemde yenilenebilir enerji kaynaklarından da faydalanılması için gerekli araştırmalara başlanmış ve bu çerçevede tükenmeyen (sonsuz) ve çevre dostu olması nedeni ile temiz ve yenilenebilir enerji kaynaklarından teknolojik anlamda yararlanılması ön plana çıkmıştır.

Rüzgar Santralinin Tohumları Sanayi Devriyle Birlikte Atılıyor

 İnsanoğlu sanayi devrimine kadar rüzgâr değirmenleri ile tahılları öğütmüş, o günün rüzgâr türbinlerini tasarlamıştır. Sanayi devriminden önce insanların geçimi tarıma dayandığı için suyun yükseklere pompalanmasında rüzgâr gücünden binlerce yıl faydalanılmıştır. 19. Yüzyılda insanlık bir adım daha ileri giderek rüzgârdan ilk defa elektrik üretmeyi başarmıştır. 20. yüzyılda dönemin gelişmiş ülkeleri şehirlerde kurmuş oldukları ağlarla elektriği insanların evlerine taşımış ancak kırsalda yaşayan insanlar için rüzgâr enerjisi bir çözüm olagelmiştir. O dönemde Avrupa ve Amerika’da kırsal bölgeler için rüzgâr enerjisi ile elektrik sağlanmaya çalışılmıştır


Gelinen noktada, hükümetler ve yasama organları, enerji politikalarını oluştururken, toplumun genel çıkarlarına en uygun politikaları göz önünde bulundurarak hareket etmekte ve bunun neticesinde gelebilecek tepkilere karşı koymak durumunda ve duruşunu korumak zorundadır.

Mevcut geleneksel teknolojilerin çevre ve toplumsal kirlilik yarattığının bilincine karşın asırlardır türlü sebeple ve mütenevvi yollarla desteklenmiştir. Ancak, yenilenebilir kaynakların hayati önemi ve gerekliliği son on yılda kavrayan veyenilenebilir enerjinin öneminin bilincine tam anlamıyla varabilmiş toplumlar süratle tedbirlerin devreye alınması gayretini göstermektedir.Net örnek ve rakamlar ile açıklamak gerekirse, Almanya’da gerçekleşen rüzgar projeleri sayesinde yaklaşık 27.000 kişiye istihdam sağlamıştır. Danimarka’ da yıllık ihracatına 2,5 milyar $ seviyesinde bir gelir sağlamıştır.


Yenilenebilir Enerjiye Teşvik Modelleri

Fosil kaynak rezervlerindeki azalma, fosil kaynakların sonsuz olmadığı gerçeği ve kullanımının ekolojik etkileri yenilenebilir enerji kaynaklarının önemini artırmaktadır.

Bu konunun bilincinde ki AB,” Yenilenebilir Enerji Kaynakları Yasası”’ nı kabul ederek yönerge neticesinde 2012 yılında yenilenebilir kaynak kullanımı olarak %35 hedef oranını belirlemiştir. Rüzgar enerjisi bu hedefin yaklaşık %18’ini oluşturmaktadır. Ancak, bu hedefe ulaşmak için, AB› nin de mevcut ve yeni oluşmuş mevzuatı dengelemek için elektrik piyasasına bazı yasal düzenlemeler getireceği açıkça görülmektedir. 

Elektrik piyasasında en başarılı uygulama olarak Almanya, İspanya gibi ülkelerde uygulanan “sabit fiyat tarifesi” örnek olarak gösterilebilir. Bu uygulamada sabit fiyat yanında alım garantileri getirilmiştir ki; piyasa şartlarında oldukça zor bir uygulama olmasına karşın, Almanya’ da 1999’ da çıkarılan “Energiewende programı” ile desteklenmiştir. İngiltere örneği gibi bazı ülkelerde “Yeşil Sertifika” uygulaması ile yatırımcıları yenilenebilir enerji kaynaklarına teşvik etmiştir.


Piyasaya uyum sürecinde uzun süreli alım anlaşmaları hukuk düzeninde politik riski de bertaraf ettiğinden ve 15 yıl gibi uzun süreli alım anlaşmalarıyla sektöre teşvik için yenilikçi bir model benimsenmiştir. Bütün bu tedbirlere rağmen, AB sistemin tam olarak oturması adına çalışmalarına devam etmektedir. Mevcut reformlar yeterli görülmemektedir. Bunun için teknoloji, yakıt, tesis büyüklükleri, transfer yapıları, çevresel ve sosyal konuların bulunacağı reformların hazırlıkları içerisindedir. Yenilenebilir enerji kaynaklarının düzenli kullanımı, bölgesel üretimler, potansiyellerin kullanımı, özelleştirme, enerjinin şebekeye katılımı gibi konularda yasal düzenlemelere ihtiyaç duyulduğu belirtilmektedir.


Türkiye’de Rüzgar Enerjisinin Hikayesi

Türkiye’de rüzgâr enerjisiyle ilgili ilk bilimsel çalışmalar; 1960’larda Ankara Üniversitesi, 1970’lerde ise Ege Üniversitesi, Ortadoğu Teknik Üniversitesi ve Tübitak Marmara Araştırma Merkezi, 1981 yılından sonra ise EİEİ tarafından yürütülmüş ve 1989 yılında bu kuruluş bünyesinde Rüzgâr Enerjisi Şube Müdürlüğü kurulmuştur. 1992 yılında, AREB(Avrupa Rüzgâr Enerjisi Birliği) Türkiye Şubesi açılmıştır. 1993 yılından itibaren ise, DMİGM tarafından, 43 meteoroloji istasyonunun rüzgâr değerleri, topoğrafik veriler ile genişletilerek, Türkiye Rüzgâr Atlası’nın çıkarılmasına başlanmıştır. AREB Türkiye Şubesi, rüzgâr enerjisi ile ilgili çalışmaların ve uygulamaların gelişmesine katkıda bulunmak ve bu enerji kaynağını tanıtmak amacıyla çalışmalarını sürdürmektedir. Bu kuruluş tarafından gerçekleştirilen bir organizasyonla, 1-2 Haziran 1995 tarihlerinde İstanbul’da, “1. Ulusal Rüzgâr Enerjisi Sempozyumu” yapılmıştır.

Tarım Bakanlığı tarafından gerçekleştirilen Tarım ve Enerji Anketlerine göre ülkemizde, belirtilen bilimsel çalışmalardan önce de, çok küçük ve modern olmayan şekillerde bile olsa, rüzgâr enerjisinden faydalanıldığını görmekteyiz. Bu uygulamaların çoğunluğu su çıkarma amacıyla kullanılırken, az bir kısmı ise kurulu güçleri 1 kW’tan düşük olan türbinleriyle, elektrik üretmek amacıyla kullanılmaktaydı.

p.p1 {margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; text-align: justify; line-height: 11.0px; font: 9.5px 'Times New Roman'} p.p2 {margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; text-align: justify; line-height: 11.0px; font: 9.5px 'Times New Roman'; min-height: 10.0px} span.s1 {letter-spacing: -0.1px} span.s2 {letter-spacing: -0.2px}


Türkiye’nin rüzgâr enerjisi potansiyelinin kullanımına yönelik ciddi anlamda ilk adımlar 1996 yılında atılmış, ilk rüzgâr santrali olan Çeşme-Germiyan Rüzgâr Santrali, 1.5 MW (yaklaşık 5000 hanelik bir yerleşmenin ihtiyacını karşılayacak) gücü ile 21 Şubat 1998’de açılmıştır. Bu ilk rüzgâr santrali, 3 adet 500 kW’lık türbinden oluşmaktadır. İkinci rüzgâr santrali olan Çeşme-Alaçatı Rüzgâr Santrali ise, yap-işlet-devret modeli ile kurulmuş, 600 kW gücündeki 12 adet türbinden oluşmakta ve toplam 7.2 MW kurulu güce sahiptir. Bu santral, 45’er m. yüksekliğindeki kuleleri ve 44 m. çapındaki rotorları ile ülkemizde bu konudaki ilk modern uygulamaya güzel bir örnektir. Çeşme-Alaçatı Rüzgâr Santrali, 28 Kasım 1998’da üretime başlamıştır.


2023’de 20.000 MW Kurulu Rüzgar Santrali Hedefleniyor

Mevcut duruma geldiğimizde ise; şebeke alt yapısı dikkate alındığında elektrik şebekesine bağlanabilir rüzgar enerjisi potansiyeli 10.000 MW düzeyinde hesaplanmıştır. Ayrıca elektrik şebekesinde yapılabilecek olası revizyon çalışmaları sonucu orta vadede elektrik şebekesine bağlanabilir rüzgar enerjisi potansiyelinin 20.000 MW seviyesine yükselmesi olası gözükmektedir ki 2023 yılına kadar Türkiye’de rüzgar kurulu gücünde 20.000 MW seviyelerine ulaşılması öngörülmektedir.Yenilenebilir enerji pazarıyla ilgili bir diğer bariyer de Avrupa’da ki borç krizi kaynaklı ekonomik risk faktörüdür. Yenilenebilir enerji sektörü son 10 yıl içinde küresel ölçekte büyük bir büyüme göstermiştir. Söz konusu büyümeyi oluşturan temel dinamiklerin başında yenilenebilir enerji sektörüne sağlanan kamu destekleri ve teşvik mekanizmalarıdır ki söz konusu finansal desteğin çok büyük bölümü AB ülkeleri tarafından sağlanmıştır. Avrupa yaşanılan borç krizi nedeniyle devletlerin yenilenebilir enerji sektörüne sağladıkları finansal desteği ve teşvik oranlarını çok hızlı bir biçimde düşürmesi halinde petrol ve doğal gaz sektörüne göre daha genç bir sektör olan yenilenebilir enerji sektöründe önemli dalgalanmalar ve problemler yaratabilir. Bildiri kapsamında açıklanan bölgesel ve küresel rüzgar enerjisi hedeflerine ulaşılabilmesi günümüzde teknik bir meseleden ziyade finansal bir mesele haline gelmiş durumdadır.


Uluslararası toplumda önümüzdeki dönem iklim değişikliği ile mücadele planında temiz kalkınma projelerinin en önemli destekleme mekanizmalarının başında olacağına dair öngörüler yer almaktadır. Bu sebeple Afrika bölgesine yapılacak enerji yatırımlarında artışlar beklenmektedir. Türkiye’ de devam eden ulusal rüzgar türbin teknolojini üretmeye dair yürütülen projelerdeki ürün gruplarından bir tanesi olan 500 kW sınıfındaki rüzgar türbinlerinin geliştirilmesi Türkiye için stratejik açıdan büyük önem taşımaktadır. Bu ölçekteki tasarımın başarı bir ticari ürüne dönüşmesi halinde Afrika bölgesinde elektriğe erişimi olmayan bölgelerde yapılacak enerji yatırımlarında kullanılması olasıdır.