İÇ GÜVENLİK YASASI

İÇ GÜVENLİK YASASI

Halk arasında dolaşan bir söylentiye göre ‘herhangi bir polis istediği adamı alıp 24 saat gözaltında tutabilecekmiş’.Yasayı incelediğimizde Ceza Muhakemesi Kanununa yapılan eklemede sadece suçüstü hallerinde gözaltı işlerinin yapılabileceği anlaşılıyor. Ayrıca gözaltı kararını sadece vali ve kaymakamların belirleyeceği amirlerin alabileceği görülüy

p.p1 {margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; text-align: center; line-height: 11.0px; font: 9.5px 'Times New Roman'} span.s1 {letter-spacing: -0.2px}

Halk arasında dolaşan bir söylentiye göre ‘herhangi bir polis istediği adamı alıp 24 saat gözaltında tutabilecekmiş’.Yasayı incelediğimizde Ceza Muhakemesi Kanununa yapılan eklemede sadece suçüstü hallerinde gözaltı işlerinin yapılabileceği anlaşılıyor. Ayrıca gözaltı kararını sadece vali ve kaymakamların belirleyeceği amirlerin alabileceği görülüyor. 


T

oplumun güven hissi adaletin hızla sağlanmasıyla artar. Suçüstü hallerinde mağdurların ve şüphelilerin durumunu en iyi şekilde analiz edip karar verebilecek makamın Polis Merkezi Amirleri olacağı şüphe gerektirmeyecek şekilde aşikârdır. Gözaltı işlemi, saldırganlığa devam edeceği belli olan, yeri yurdu belli olmadığından salıverildiğinde bir daha adli makamlar karşısına çıkarılamayacak olan, aşırı alkollü yahut uyuşturucu madde tesirinde olduğu için topluma zarar vermesi ihtimali yüksek olan kişilerde uygulanacaktır muhtemelen. Polis Merkezlerinin gözaltındaki şahısların yemek, tuvalet vb. ihtiyaçlarını karşılamaktan mesul oldukları düşünüldüğünde öyle keyfe keder gözaltı yapılacağını hiç düşünülmüyor. Çünkü her gözaltındaki şahıs personel ihtiyacı ve maliyet getiriyor bu kurumlara. Keza yapılan değişikliğin ilerleyen cümlelerinde gözaltına karar verilmesi işleminin en kısa sürede Cumhuriyet Savcısına bilgi verilerek yapılacağı ve kişinin yasal işlemler biter bitmez en kısa sürede hâkim önüne çıkarılması zorunluluğu ile devam ediyor. Yani anlaşılan her önüne gelen insanı polis alıp 24 saat gözaltında tutacak şekilde bir değişiklik değil bu. 


Ancak dikkat edilmesi gereken önemli bir konu da izinli başlayarak izinsiz şiddet eylemi şekline dönüşmüş ya da direkt bu şekilde başlamış olan toplu şiddet olaylarında yetkilendirilmiş polis amiri kamu ve özel şahısların mallarına zarar veren şahısları tespit etmek için gözaltı yapma yetkisi ile donatılmış durumda. Toplu işlenen suçlarda gözaltı süresi eski düzenlemede olduğu gibi 48 saate kadar artırılıyor. Ancak bu sürenin sonunda Cumhuriyet Savcısının talebi ve Hâkimin onayıyla bu süre 4 güne kadar artırılabiliyor.


Yasa değişikliği ayrıca önemli bir boşluğu da dolduruyor. Toplumsal olayların şiddet eylemlerine dönüşmesi halinde son yıllarca sıklıkla gördüğümüz güvenlik kuvvetlerine havai fişek, molotof kokteyli, sapan ve demir bilye gibi araçlarla saldırı gibi konular kanuna işlenerek suç haline gelmiş durumda. Güvenlik kuvvetleri, çevredeki insanlar, kamu ve özel mallara karşı bu tür saldırılar güvenlik kuvvetlerinin kullandıkları orantılı gücü şiddetle artırmalarına sebep olmaktaydı. Olaylar bastırıldıktan sonra mahkeme karşısına çıkartılan şahıs molotof kokteyli gibi ölümcül bir silah kullanmaktan ceza almamaktaydı ya da çok cüzi bir ceza verilmekteydi. Çünkü bu konuda yasal bir düzenleme ile bunların patlayıcı madde (silah) olduğu belirtilmemişti. Yeni değişiklikle bu olaylar neticesinde devletin ödediği zarar ve ziyanın olaylara karışan şahıslar tarafından ödenmesi ve zaman aşımı sürelerinin de artırılması söz konusu. Kısaca artık Vandalların yakıp yıktıkları bizim vergilerimizle ödenmeyecek. Devlet zararı tazmin edecek, molotof kokteyli atan, taş atıp camları indiren, toplumsal olay bahanesiyle yağma ve gasp yapanlar tespit edilip ödenen bu paralarımız onlara rücu edilecek.

Peki bu tespit nasıl yapılacak? Güvenlik Kuvvetleri tüm eylemlerde gerek basın yayın organları gerekse kendi ekipleri vasıtasıyla görsel kayıtlar yapıyor. Ancak bu kayıtların değerlendirilmesindeki en önemli sorun eylemcilerin vandallıklarını gizlemek için yüzlerini kapatmalarıydı. İşte yeni yasa değişikliğiyle bu problem de ortadan kaldırılmış görünüyor. Sıradan toplumsal olaylarda yüzünü gizlemenin cezası 2 yıldan başlıyor ancak terörle mücadele kanunu kapsamına giren olaylarda bu eylem en az 3 yıl hapis cezasını ön görüyor. Yüzünü gizlemenin tek bir amacı olabilir o da birilerine zarar verip fark edilmek istememek. 


Tüm Türkiye’yi etkileyen elektrik kesintisinden sırasında, önce bunu protesto ediyoruz diye başlanan Şırnak’taki toplumsal eylem kısa bir sürede terör örgütü PKK’ nın şehir yapılanmalarına mensup kişiler tarafından güvenlik güçleri ile mücadele edilecek bir saha haline getirilmişti. Ancak bu kez dikkatimi çeken şey kimsenin yüzünü kapatmaması ve molotof kokteyli ve havai fişek kullanmamaları oldu. Bunun nedeni ilgili kanunun, Sayın Cumhurbaşkanı tarafından onaylandığı haberi çok hızlı yayıldı ve cezaların varlığı bu eylemlerin şiddetini azalttı. Güvenlik kuvvetleri mesleklerini seçerken bu mücadelelere gireceklerini, yaralanabilecekleri ve hatta şehit olabileceklerini bilerek hareket ediyorlar. Bu olaylarla mücadele edebilecekleri zırhlı araçları, gaz maskeleri vb. özel ekipmanları var. Bu olayların yakınında bulunan vatandaşlar eylemcilerin direkt olarak şiddetinden veya saldırgan eylemcilerin varlığından kaynaklanan sebeplerle mağdur oluyorlar. Yeni gelen değişiklerdeki cezai müeyyidelerin birçok eylemciyi düşündüreceğini, çeki düzen vereceğini düşünülebilir.


p.p1 {margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; text-align: justify; line-height: 11.0px; font: 40.0px 'Times New Roman'} p.p2 {margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; text-align: justify; line-height: 11.0px; font: 9.5px 'Times New Roman'} p.p3 {margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; text-align: justify; line-height: 11.0px; font: 9.5px 'Times New Roman'; min-height: 10.0px} span.s1 {letter-spacing: -0.1px}

Güvenlik kuvvetleri; kendisine veya başkalarına, işyerlerine, konutlara, kamu binalarına, okullara, yurtlara, ibadethanelere, araçlara ve kişilerin tek tek veya toplu halde bulunduğu açık veya kapalı alanlara molotof, patlayıcı, yanıcı, yakıcı, boğucu, yaralayıcı ve benzeri silahlarla saldıran veya saldırıya teşebbüs edenlere karşı, saldırıyı etkisiz kılmak ama cıyla ve etkisiz kılacak ölçüde güç kullanabileceği maddesi “Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu”na eklendi. Ancak bu polisin her önüne gelene ateş edebileceği anlamına gelmiyor tabii. Etkisiz kılacak ölçüde güç sınırı mahkemelerde tek tek irdeleniyor ülkemizde.

p.p1 {margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; text-align: justify; line-height: 11.0px; font: 9.5px 'Times New Roman'} p.p2 {margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; text-align: justify; line-height: 11.0px; font: 9.5px 'Times New Roman'; min-height: 10.0px} span.s1 {letter-spacing: -0.1px}


Yeni değişiklikler bundan ibaret değil tabi, vatandaşımızı son yıllarda çok üzen bonzai illetine de yer verilerek Türk Ceza Kanunundaki boşluk doldurulmuş durumda. Artık bonzai ve türevleri üretmek, satmak, bulundurmak teknik olarak suç haline geldi. Yasa değişikliği sadece bunu suç haline getirmekle kalmayıp her türlü uyuşturucu maddeyi imal, satış, kullanma ve taşıma suçları okul, yurt, hastane, kışla veya ibadethane gibi tedavi, eğitim, askerî ve sosyal amaçla toplu bulunulan bina ve tesisler ile bunların varsa çevre duvarı, tel örgü veya benzeri engel veya işaretlerle belirlenen sınırlarına iki yüz metreden yakın mesafe içindeki umumi veya umuma açık yerlerde işlenmesi hâlinde verilecek cezanın yarı oranında artırılmasını da düzenleyerek toplumu uyuşturucu madde illetinden uzak tutmayı amaçlamaktadır. Bir çoğumuz umuma açık yerlerde, okul çevrelerinde bu maddelerin satıldığını, kullanıldığını duyuyor ve çeşitli nedenlerle korkuya kapılıyoruz. Artık bu illeti millete bulaştırmaya çalışanlar basit cezalarla kurtulamayacaklar gibi görünüyor.

Son yıllarda kiralık araçlarla işlenen suçlar hakkında birçok şey duyduluyor. Yeni düzenleme ile araç kiralama şirketleri yasal zorunlulukları olan işletmeler haline gelecek tabiri caizse her önüne gelen kişi aracını kiralayamayacak. Kiralanan araçların kayıtları düzenli olarak tutulacak. Bununla da kalmıyor, aracı kiralayan kişi bir başkasına kullandıramayacak. Bu sayede işlenmiş suçlardan dolayı doğan mesuliyetler aracın geçici maliki olarak sayılan kiracı tarafından mükellef olunacak. Hatta bence bu hususun kişiler ve kurumlara ait araçlarda da zorunlu kılınması gerek. Örnek verilecek olura; defalarca trafik suçu işleyip polis ekiplerini saatlerce peşinden koşturan sürücü ilk fırsatta aracı terk edip kayıplara karışıyor. Polis ekipleri aracın kayıtlı sahibini sistemdeki telefonundan arayıp ulaşamıyorlar, doğal olarak araç güvenlik ve suçun aydınlatılması nedeniyle otoparka çekiliyor. Ertesi sabah aracın sahibi gelerek pişkin bir şekilde “mahallede otururken tanıdığım ama adını ve yerini bilmediğim bir çocuk gelip arabayı sürebilir miyim dedi, ben de verdim. Akşam arabayı getirmeyince eve gittim telefonu kapattım yattım. Sabah polisler arayınca geldim. E benim bi suçum yok, arabamı verir misiniz” diyebiliyor. 


Yasa değişikliği sırasında kamuoyunda tartışılan bir başka konu da Jandarma Teşkilatındaki atamaların il valileri tarafından yapılacak olmasıydı. Aslında çoktan yapılması gereken bu değişiklik sayesinde atandığı yerde başarısız olsa da kendini garantide hisseden Jandarma personelini daha da çalışkan hale getirecektir. İllerde valiler ilçelerde kaymakamlar kendilerine uzak bir şekilde olan bu personel hakkında tasarrufta bulunamıyordu. Jandarma ve Sahil Güvenlik teşkilatları diğer tüm memurlardan ayrıcalıklı bir grup gibi çalışmaktaydılar.


Yasa değişikliklerinin bunlardan başka, başta Polis olmak üzere, Jandarma ve Sahil Güvenlik Teşkilatlarındaki atama, yer değişikliği, terfi, görev, eğitim, donanım gibi iş ve işlemler hakkında bazı maddeler içeriyor. Herkesin bildiği gibi Polis Koleji ve Polis Akademisi kurumları kapatılarak öğrencileri denk okullara yerleştiriliyor.